Tuesday, April 15, 2008

Bati Cephesinde Yeni Bir Sey Yok!

Ay sonuna yetistirmem gereken bir seyler var, o yuzden aktiviteler duruldu.
Son bir kac gun icinde okudugum ve katildigim bir kac kose yazisindan seckiler aktarayim:


Mustehcenlesme
Ece Temelkuran
13.Nisan.2008, Milliyet

Türkiye’de 1980’den sonra (hatta belki daha önce) başlayan bir ahlaki kararsızlık/tereddüt sonucu olarak bugün buralardayız [...]
Bu ülkede yıllardır özellikle popüler kültür düzeyinde hayat müstehcenleştiriliyor.
Aşk ve seks dışında konuşabileceğimiz diğer konular yasalarla ve gayri meşruluk yaptırımıyla ortadan kaldırıldığı için giderek insanlar hayatın bu alanından başka bir şeye bakamaz oldular. Memleketimizde çeşitli sebeplerle bu konuda bir bozukluk, hiç giderilemeyecek bir ilkel açlık olduğu için de hayat müstehcenleştirildi. “Çağdaş” kadınların hayatı ise röntgenlenecek bir mevzuya dönüştü. Kim kiminle yattı, nasıl yattı, meselemiz bu. Röntgenlenmek, parmakla gösterilip “açık” kadın olmak istemeyenler de artık “kapalı” olmak zorunda. Açık kadını çünkü ne cumhuriyetimiz ne de muhafazakâr dindar çevreler koruyor. Tek başlarına bir av hayvanı gibi açıkta kalmamak için her anlamda kapanıyor kadınlar.
Düşünüyorum da cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yalnızdı açık kadınlar. Başı açık anlamında söylemiyorum, her anlamda açıklıktan söz ediyorum. Özel hayatlarında ve iş hayatında, evde ve sokakta yalnız başına bırakıldılar.
Ve son yılların yaratılan müstehcen popüler kültüründe de hem Giselle Bündchen gibi görünmek ama Hz. Ayşe anamız gibi iffetli olmak zorundaydılar. Dünyayı etkisi altına alan siyasal İslami dalga kadar kadınlar üzerinde popüler kültür ile yaratılan bu şizofrenik gerilimin de payı var “kapanmada”.
Kadınları siyasal İslamın başlattığı muhafazakârlaşma ne kadar kapattıysa onları yalnız bırakan ve bacakları açıldığında resimlerini basan “laik” kültür de kapattı.
Aysun Kayacı’nın sözleri bacakları ve dudaklarının önüne geçebildi mi? Hayır. İşte mesele budur...

Yazinin asli burada

------

Merkel'in Dekoltesi
Can Dundar
15.Nisan.2008, Milliyet

Norveç’te bir opera binası açılması, Türk gazeteleri için 1. sayfa haberi olabilir mi?
Normalde olmaz. Ama dün bütün büyük gazetelerimizin 1. sayfasındaydı bu haber...
Operayı bu kadar cazip kılan şey ise, açılışa gelen Alman Başbakanı Angela Merkel’in derin göğüs dekolteli bir tuvalet giymiş olmasıydı.
Gazetelerdeki haberlere göre “Şansölye, göğüslerini cömertçe sergilediği dekoltesiyle herkesi büyülemişti. Herkesin ağzı açık kalmıştı. Herkes ondan söz etmişti.”
Bizimkiler Alman Başbakanı’nın göğüs dekoltesini bu kadar önemseyip 1. sayfadan fotoğraflı verdilerse kim bilir Alman basınında nasıl kıyamet kopmuştur; değil mi?
Merak ettim.
Milliyet Frankfurt bürosunu arayıp İrfan Ergi’den dünkü Alman gazetelerindeki “Merkel dekoltesi” haberlerini sordum.
“Hiçbirinin birinci sayfasında yok haber” dedi Ergi...
“Nasıl olur, iyice bak. Bütün dünya ondan söz etmiş, Almanlar nasıl atlar haberi?” diye üsteledim.
Yeniden baktı. Yoktu [...]
“Onlar Alman biz Türküz. Bizim için kamusal alanda dekolte sergileyen bir başbakan haberdir” denilebilir tabii, ama bir başbakanın sadece göğüs çatalı göründü diye kendi ülkesinde görmediği ilgiyi bizim gazetelerde bulmasında bir tuhaflık yok mu?
Kadın cinselliğinin gerekli gereksiz bu kadar öne çıkarılması doğru mu?
Son “İtalyan geline tecavüz” vakasında gazetelerimiz İtalyanca manşetlerle yürek ferahlatan tepkiler verdiler; ancak şunu da düşünmeliyiz:
Tecavüzcülerin bu kadar cüretkâr davranmasında, “bir kısım basın”da her yaz dönemi uydurulan ve potansiyel tecavüzcülere göz kırpan “Helga Türk erkeklerine bayılıyor” haberlerinin hiç rolü yok mudur?

Yazinin asli burada

------

Her ülkede tecavüzcüler var, ama sadece bizde kollanırlar
Can Dundar
14.Nisan.2008, Milliyet

İtalyan “barış gelini” Pippa’nın, otostopla Avrupa’yı kat ettikten sonra Türkiye’de tecavüze uğrayarak öldürülmesi kamuoyunda büyük utanç yarattı. Ailesine “Vallahi biz böyle insanlar değiliz” mesajları yağıyor.
Sabah’ın haberine göre, günlerdir aranan katil, olaydan sonra kurbanının kayıp olduğu haberini misafir kaldığı evin televizyonunda izleyince şöyle demiş:
“Tecavüz edip öldürmüşlerdir. Hangi şerefsiz yaptı acaba? Bizi AB’ye rezil edecekler.”
Trajikomik değil mi?
Katil bile imaj derdinde; kıydığı candan çok “El âleme rezil olacağız” diye üzülüyor.

Şimdi “canavar”ı yakaladık.
Pippa’nın annesinin “Her ülkede olur böyle şeyler” ifadesine dört elle sarıldık.
Samimiyetle özür dileyerek vicdanımızı rahatlatmaya çalışıyoruz.
Ama rahatsız edici soru hâlâ orta yerde duruyor:
“Her ülkede olan şeyler” neden burada daha çok oluyor?
Neden aynı kıyafetle bütün Avrupa’yı kat eden bir genç kız, Türkiye’ye gelince tecavüze uğrayıp öldürülüyor?
Çünkü Pippa’nın annesinin dediği gibi, “Kötü insanlar her yerde var” ise de, galiba sadece Türkiye’de kollanıyor.

Bakın; daha 6 ay önce Samsun’da 12 yaşındaki kızına tecavüz eden babaya 5 yıl ceza indirimi getirildi.
Gerekçesi, suç kadar utanç vericiydi:
“Adli tıp raporuna göre tecavüzden sonra kızın ruh sağlığında bozulma saptanmadı.”
Ünlü bir mankene sevgilisi uyuşturucu verip tecavüz etmişti; ama mahkeme “Tecavüzcünün mağdureyle olay öncesi cinsel yaşamı var” diye “en alt sınırdan” ceza vermişti.
“Irzına geçilince ruh sağlığı bozulmayanlar, evlilik dışı cinsel yaşamı olanlar, tecavüzü hak eder” diye düşünüyordu maço adalet anlayışımız...
Bu anlayıştan hareketle tecavüze uğrayanın bakire olması “ağırlaştırıcı neden” sayılıyordu.
Biliyor musunuz; kadının çığlık atıp yardım istemesiyle yarım kalan tecavüz eylemine yarı yarıya ceza indirimi yapılıyordu bu ülkede... Yargıtay durdurdu.
2004’e kadar Ceza Yasamız, örf için namus cinayeti işleyene, örneğin tecavüze uğrayan kızını öldürene “tahrik” sebebiyle ceza indirimi uyguluyordu.
Tecavüz suçu, eski Ceza Yasası’nın “Kamu Ahlakı ve Aileye Karşı Suçlar” bölümündeydi. “Kadının bedeni, kamunun ilgi alanındadır; cinselliği de ailenin sorumluluğundadır” demekti bu... AB’ye uyumlu yeni yasayla tecavüz, “Kişilere Karşı Suçlar” bölümüne alındı.
Belki bilmeyenler vardır; cinsel tacizde “çocuğun rızası” diye bir koşul vardı. Bu durumda tacizcinin cezası indiriliyordu.
Evlilik içi tecavüz suç kabul edilmiyordu.
Tecavüzcü, tecavüz ettiği kızla evlenirse affedilebiliyordu.

“Her ülkede olur”, “Yapan, cezasını bulur” diye kendimizi kandırmayalım:
Bizde tecavüzün ardında koca bir tarih yatıyor.
Tecavüzcülerin şanlı ve kanlı tarihi...
Sadece kültürel olarak değil, yasal olarak da tacizciyi kollayan, sırtına vurarak onu tecavüze yollayan bir tarih...
Önce yasaları, sonra kafaları değiştirmeden kadınlar serbestçe gezemez buralarda...
Ya Pippa’lara başka güzergâh önereceğiz; ya biz bu yolu değiştireceğiz.

Yazinin asli burada

------

İşte böyle bir ülke
Murat Belge
15.Nisan.2008, Radikal

Zavallı İtalyan kadının başına gelenler belli olunca, olay, neredeyse bütün basında ana başlıklara konu oldu. Bu arada, bizim gazede de, 'Bu nasıl ülke böyle?' başlığını kullandı. Haklı bir soru.
Korkunç, iğrenç... O insanın yapmak üzere yola çıktığı iş, öyle işleri yapmaya gönüllü eden dünya görüşü, insan sevgisi, ahlak anlayışı... Bunların yanında onu öldüren o yaratığın 'anlayışı'...
Öldürülen insanın akrabaları da tabii ona yakın değerlerle yaşıyorlar. Onun için de, 'Bu tek başına (acınası) bir sapığın yaptığı bir iş. Buna bakarak Türkiye'yi suçlamak yanlış olur' diyorlar. Bu, elbette doğru. Ama yüzde 100 doğru mu? Dilimize pelesenk ettiğimiz 'münferit vaka' lafı, çok zaman, hiç de 'münferit' olmayan bir şeylerin kamuflajı değil mi?
[...]
Yabancılara böyle saldıranları yakalamakta, ağır biçimde cezalandırmakta hızlı ve özenli davranıyoruz, çok zaman; herhalde, dünyada bu gibi olaylarla hatırlanmak istemediğimiz için (bu, hep önem verdiğimiz bir konudur). Ama burada da, sivrisinek öldürmekle bataklık kurutmak arasındaki ilişkiyi andıran bir ilişki var: 'münferit sapık'ların yaptığı işin temelleri genel ideolojide yatıyor çünkü. 'Ecnebi'ye, 'gâvur'a karşı yapılıyor bu işler ve öyle olduğu için, bu memlekette yaşayan bayağı kalabalık bir kesimin gözünde ağır bir suç gibi görünmüyor. Son olayın sapığının çeşitli sabıkaları varmış. Ama bu adam ikide birde 'ırza geçme' girişiminde bulunmuyor. Bir 'İtalyan' bulduğu zaman depreşiyor o tür dürtüleri. Çünkü 'gâvur', zaten doğuştan 'orospu'dur.
Bu zihniyetin sonuçlarının yalnız 'cinsel' suça yönelmesi de gerekmiyor. Santoro olayından, Malatya olayından veya 'Ermeni'yi öldürdüm!' diye sevinç çığlıkları atan o temiz yürekli vatan evladından, bayrak önünde birlikte fotoğraf çektirilen o genç kahramandan ne kadar farklı ki, bu son olay?
[...]
Son halk kahramanımız ırza geçmek gibi 'yüz kızartıcı' bir suçtan girdiği, ötekiler gibi 'yüz ağartıcı' bir eylemde bulunmadığı için, onu karşılamaya gelen olmayabilir. Ama bu genel ideoloji varolmaya devam edecek ve varolması desteklenecekse, onun benzerleri de her zaman çıkacaktır. İçinde, devlet kademesinde yeri olanların da önemli rol oynadığı bu milleyetçilik kızıştırması ve bu yabancı düşmanlığı artarak devam edecekse, o 'ırz düşmanı katil'e bile bir 'şild' veren çıkabilir. 'Bu dünyadan bir İtalyan eksiltme'nin armağanı olarak.

Yazinin asli burada

4 comments:

Cafe Nino said...

Kesinlikle katılıyorum.Bu konuyla ilgili zaten 1aydır Ece T. ile irtibattayım.Cafede okurları ile bulussun diye.Ama ne fark edecek bende bilmiyorum.Aydın kesimle bu konular konusulacak ama geri kesim duymayacak bile.Bazen bosamı kurek çekiyoruz dıye dusunuyorum bazende hiç olmazsa bizden olanlarla dahada mı bilinclenelim diyorum:(

philosophique said...
This comment has been removed by the author.
philosophique said...

Bu sohbet gerceklesecek olursa, lutfen bana da haber ver. Turkiye'de oldugumuz bir zamana denk gelirse mutlaka gelmek isterim.

Cafe Nino said...

Haziran icin sözlestik ,ama heran degisebilir dedi.ama mutlaka haber vericem sana..