Sudan'in soykirimci devlet baskani El-Besir'in gecenlerde bir kez daha Turkiye'ye gelme ihtimali uzerine ziyareti savunan Basbakan Erdogan "muslumanlar soykirim yapmaz" dedi. Eminim cogumuz saflik derecesine varan bu savunmaya gulduk gectik. Bugun Radikal'de Joost Lagendijk neden bu savunmayi hafife almamamizi, etraflica dusunmemizi gerektiren bir yazi yazmis. Mutlaka okuyun!
Müslümanlar daha iyi insanlar mıdır?
İki gün önce gazetelerde beni gerçekten şoke eden bir şey okudum. Başbakan Erdoğan’ın, Sudan Devlet Başkanı El Beşir’in Türkiye ziyaretini savunan açıklamasıydı bu. Neticede Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) tarafından savaş suçlarıyla itham edilen El Beşir gelmemeye karar verdi. Fakat Türkiye başbakanının sözleri, bu kadar çok ülkenin Türk hükümetinin adaletten kaçmaya çalışan bir şüpheliyi hoş karşılama tavrını neden sorun haline getirdiğini hâlâ anlamadığını açıkça gösteriyordu. Erdoğan, Türkiye’de ve dışarıdaki birçok insan için akıl almaz ve son derece rahatsız edici iki argüman kullanıyor.
Birincisi Erdoğan Sudan’ın Darfur bölgesinde bir soykırımın ihtimalini bile açıkça reddediyor, gerekçe olarak da bölgeye yaptığı ziyareti gösterirken, şu ifadeleri kullanıyor: “Ben Başbakan olarak Darfur’a gittim. Orada ifade edildiği gibi soykırım tespitini biz yapamadık”. Bu cümleyi defalarca okudum, çünkü gözlerime inanamadım. En önemli Türk siyasetçisi kanıtını bizzat görmediği için hiçbir şey olmadığını iddia ediyor. Bu hem mantıksal hem siyasal bakış açısından abesle iştigal etmektir. Dünyanın dört bir köşesinde Türkiye başbakanının kanıtlarını kendi gözleriyle görmediği birçok iyi ve kötü şey olup bitiyor. Yine de, Erdoğan’ın bugün ve gelecekte ülkesini başkalarının verdiği raporlara ve bilgilere dayalı olarak idare edeceğini tüm kalbimle ümit ederim. Tahminimce Erdoğan, BM yetkililerinin veya tanınmış uzmanların Darfur trajedisine dair ortaya koyduğu birçok rapora güvenmediğini söylemek istedi. Elbette sunulan kanıtlara katılmama hakkı var. Fakat Darfur’da yaşanan korkunç şeyleri, sırf kanıtlarını görmediğiniz ya da gözlerinizin önünde gerçekleşmediği için öylece reddemezsiniz; bu, en hafif ifadesiyle, akla mantığa sığacak bir tutum değildir.
Erdoğan’ın ikinci yorumu daha da endişe verici. Başbakanın Sudan devlet başkanına güvenmesinin başlıca nedeni, kendi ifadesiyle, “Bir Müslüman asla soykırım yapamaz” şeklindeki inancı. İnsan bu cümleyi nasıl yorumlamalı? Çeşitli anlamlara geliyor olabilir. Bir anlamı Erdoğan’ın, İslam’a gerçekten inanan birinin, tam da bu dinin temel değerlerine aykırı olduğu için soykırım yapmaya muktedir olamayacağına inanması olabilir.
Ne yazık ki Müslümanların, İslam’ın belli bir yorumuna dayanarak işlediği korkunç
suçlara verilebilecek birçok örnek var. Yine de başbakan hakkında bu noktada hemen hüküm vermeyelim, çünkü belki de ifade etmek istediği şey, Müslümanların bunu yapmamaları gerektiğine duyduğu dürüst inançtır. Ama Erdoğan’ın bu çarpıcı ifşaatı Müslümanların ahlaken ve etik olarak Hıristiyanlardan, Budistlerden veya inanmayanlardan daha iyi insanlar olduğunu düşündüğünü ima ediyor da olabilir. Bu üstünlük hissiyatı bütün dinlerin iliklerine işlemiştir, fakat siyasi analize veya devlet yasalarına tercüme edildiklerinde son derece sorunlu bir hal alır. Başbakan sadece Müslüman olmayanların soykırım suçu işleyebileceğine, çünkü dinlerinin veya ideolojilerinin bu ihtimale o veya bu şekilde güç kattığına veya en azından imkan verdiğine gerçekten inanıyor olabilir mi?
Darfur’da ve dünyanın başka köşelerinde korkunç şeyler yaşanıyor. Belli bir vakada şu veya bu insanın suçlu olup olmadığını belirlemek mahkemelerin işi. Kimse adaletten muaf tutulmamalı. Hiçbir Müslüman, hiçbir Hıristiyan, hiçbir ateist. Bütün inançlardan insanlar geçmişte vahşi ve insanlıkdışı davranışlardan suçlu bulundu ve korkarım ki gelecekte daha fazlasını da göreceğiz.
Türkiye başbakanı bu açıklamayı yapmakla kendisine ve ülkesine zarar veriyor. Türkiye’de ve dışarıda kendisinin gizli bir köktendinci olduğundan şüphe duyanların elini güçlendiriyor. Sadece tek bir dine veya ideolojiye bağlı olmayan değerlere dayalı bir birliğin, yani AB’nin parçası olmak için kat edilmesi gereken meşakkatli
yolda Türkiye’ye rehberlik etme niyetine ve kabiliyetine dair ciddi şüpheler uyandırıyor.
JOOST LAGENDIJK
Radikal
11/11/2009
joost.lagendijk@radikal.com.tr
Wednesday, November 11, 2009
Tum zamanlarin en iyi romantik komedileri
Aslinda bu yaziyi bir sure once yazip yayinlamistim ama simdi resim de koydum, daha bir guzel oldu. Bu vesileyle bir daha yayinlamak istedim. Belki siz de sevdiginiz filmleri yazarsiniz.
--
Aklima esti, tum zamanlarin en iyi romantik komedilerini bir araya topladim. Kimse kizmasin, bu benim listem, benim siralamam.
Basliyoruz:
10) Pretty Woman
Richard Gere'in beyaz atli prens olarak Julia Roberts'in evine gelisini ve yangin merdivenine tirmanisini kolay kolay kimse unutamaz herhalde. Sarkisi da dilimize pelesenk olmustu: "Pretty woman, walking down the street; pretty woman, the kind I like to meet..."

9) Sleepless in Seattle
Cary Grant ve Deborah Kerr'in unlu "An Affair to Remember" filmine atifta bulunan Empire State Building'de bulusma ile sonlanan bir hikayenin kahramani bu kez Tom Hanks ve Meg Ryan.

8) Wedding Singer
Drew Barrymore ve Adam Sandler ciftimiz. Film boyunca Adam Sandler kendisini terk eden sevgilisinin arkasindan agit yakar ama aslinda asil sevdigi yani basindaki Drew'dur. Adam Sandler bir suru komik ve orjinal sarki soyluyor bu filmde, cok eglenceli.

7) Notting Hill
Bu Julia Roberts, Hugh Grant komedisi bazilarinin dikkatinden kacmis olabilir ama ben cok severim. Filmin baslarinda Julia Roberts, ki unlu bir aktristi canlandirmaktadir, Hugh Grant'in kitapcisina gelir ve aralarinda bir seyahat rehberi ile ilgili diyalog gecer. Soz konusu olan ulke de Turkiye'dir. Buyrun bakalim oylesine gereksiz bir bilgi.

6) You've Got Mail
Sleepless in Seattle aslinda ilk goz agrisi ama ben bu ikinci filmi daha cok seviyorum. Tom Hanks bu filmde Meg Ryan'in mini mini kitapcisini batiran kitapcilar zincirinin sahibini oynuyor. Filmin sonunda kitapcinin akibetine uzulsem de ikilinin yazismalari cok eglenceli, bir de Tom Hanks'in Godfather (Baba) filminden Marlon Brando taklitleri cok komik.
VSD_6015.jpg)
5) My best friend's wedding
Sevdigi adami Cameron Diaz'a kaptiran Julia Roberts'in yardimina en yakin erkek arkadasi yetisiyor. Cameron Diaz'in kareoke sahnesi, ogle yemegi sirasindaki sarki sahnesi mutlaka akilda kalanlar.. Tabi bir de JR'in finalde giydigi eflatun elbise!


Ilginc bir sekilde buradan sonraki filmler hep Ingiltere'de geciyor, hadi bakalim:
4) Love Actually
Bu film aslinda degisik cesit asklardan bahsediyor, digerlerinden bu acidan biraz farkli ama seker gibi bir film. O kadar cok unlu aktor/aktris var ki! Colin Firth tabi ki kalbimizi caliyor.

3) 4 Weddings and a Funeral
Hugh Grant ve Andie MacDowell basrollerde. 4 evilikten biri kahramanlarimizinki mi acaba? Muzigi de kendisi gibi guzeldi bu filmin, taa o zaman Soundtrack'ini almistim, hic unutmam: "I feel it in my finger, I feel it in my toeee..."

2)Bridget Jones's Diary
Colin Firth ve Hugh Grant Renee Zellwegger'in aski icin dovusuyorlar! Gercekten de dovusuyorlar filmde!

1) Shakespeare in Love
Basrollerinde Gwyneth Paltrow ve Joseph Fiennes'in oynadigi bu film Oscar da almisti ama kimsenin aklinda romantik komedi olarak kalmadi galiba. Bense cok seviyorum.

Sizin ilk 10unuzda hangi filmler var? Mutlaka yazin!
--
Aklima esti, tum zamanlarin en iyi romantik komedilerini bir araya topladim. Kimse kizmasin, bu benim listem, benim siralamam.
Basliyoruz:
10) Pretty Woman
Richard Gere'in beyaz atli prens olarak Julia Roberts'in evine gelisini ve yangin merdivenine tirmanisini kolay kolay kimse unutamaz herhalde. Sarkisi da dilimize pelesenk olmustu: "Pretty woman, walking down the street; pretty woman, the kind I like to meet..."

9) Sleepless in Seattle
Cary Grant ve Deborah Kerr'in unlu "An Affair to Remember" filmine atifta bulunan Empire State Building'de bulusma ile sonlanan bir hikayenin kahramani bu kez Tom Hanks ve Meg Ryan.

8) Wedding Singer
Drew Barrymore ve Adam Sandler ciftimiz. Film boyunca Adam Sandler kendisini terk eden sevgilisinin arkasindan agit yakar ama aslinda asil sevdigi yani basindaki Drew'dur. Adam Sandler bir suru komik ve orjinal sarki soyluyor bu filmde, cok eglenceli.

7) Notting Hill
Bu Julia Roberts, Hugh Grant komedisi bazilarinin dikkatinden kacmis olabilir ama ben cok severim. Filmin baslarinda Julia Roberts, ki unlu bir aktristi canlandirmaktadir, Hugh Grant'in kitapcisina gelir ve aralarinda bir seyahat rehberi ile ilgili diyalog gecer. Soz konusu olan ulke de Turkiye'dir. Buyrun bakalim oylesine gereksiz bir bilgi.

6) You've Got Mail
Sleepless in Seattle aslinda ilk goz agrisi ama ben bu ikinci filmi daha cok seviyorum. Tom Hanks bu filmde Meg Ryan'in mini mini kitapcisini batiran kitapcilar zincirinin sahibini oynuyor. Filmin sonunda kitapcinin akibetine uzulsem de ikilinin yazismalari cok eglenceli, bir de Tom Hanks'in Godfather (Baba) filminden Marlon Brando taklitleri cok komik.
VSD_6015.jpg)
5) My best friend's wedding
Sevdigi adami Cameron Diaz'a kaptiran Julia Roberts'in yardimina en yakin erkek arkadasi yetisiyor. Cameron Diaz'in kareoke sahnesi, ogle yemegi sirasindaki sarki sahnesi mutlaka akilda kalanlar.. Tabi bir de JR'in finalde giydigi eflatun elbise!


Ilginc bir sekilde buradan sonraki filmler hep Ingiltere'de geciyor, hadi bakalim:
4) Love Actually
Bu film aslinda degisik cesit asklardan bahsediyor, digerlerinden bu acidan biraz farkli ama seker gibi bir film. O kadar cok unlu aktor/aktris var ki! Colin Firth tabi ki kalbimizi caliyor.

3) 4 Weddings and a Funeral
Hugh Grant ve Andie MacDowell basrollerde. 4 evilikten biri kahramanlarimizinki mi acaba? Muzigi de kendisi gibi guzeldi bu filmin, taa o zaman Soundtrack'ini almistim, hic unutmam: "I feel it in my finger, I feel it in my toeee..."

2)Bridget Jones's Diary
Colin Firth ve Hugh Grant Renee Zellwegger'in aski icin dovusuyorlar! Gercekten de dovusuyorlar filmde!

1) Shakespeare in Love
Basrollerinde Gwyneth Paltrow ve Joseph Fiennes'in oynadigi bu film Oscar da almisti ama kimsenin aklinda romantik komedi olarak kalmadi galiba. Bense cok seviyorum.

Sizin ilk 10unuzda hangi filmler var? Mutlaka yazin!
Monday, November 09, 2009
Kitap: Dante Kulübü (Dante Club) ve 4'ün Kuralı (The Rule of Four)
Ne zamandir usengeclikten yine bloga yazi koyamadim. Bu yazida iki kitap anlatarak kendimi affettirmeyi planliyorum. Bu iki kitap da hemen hemen ayni turde (polisiye roman) o yuzden de onlari bir arada anlatmakta fayda var.

Dante Kulübü (Dante Club) 2003’de piyasaya cikmis, cok unlu olmus ve ardindan gelen bu tur edebi polisiye kitaplarin onunu acmis. Kitap 1865 yilinda Boston’da geciyor. Harvard Universitesi’nin emekli profesoru ve Amerika’nin en unlu ozanlarindan biri Henry Wadsworth Longfellow, Dante’nin Ilahi Komedya kitabini Italyanca’dan Ingilizce’ye cevirmeye baslamis. Etrafinda yine Dante heveslileri baska Harvard Universitesi hocalari var ve bunlar bir Dante klubu olusturmuslar, hizla Dante’yi Amerika’ya tanitacak bu eseri tamamlamaya calisiyorlar. O sirada Boston’da bir takim cinayetler islenmeye basliyor. Klup uyelerimiz farkediyorlar ki bu cinayetler aslinda tam da Dante’nin kitabinin cehennem bolumunde anlattigi cezalar gibi islenmis, yani birileri Dante’nin cezalarini hayata geciriyor. Boylece bir cesit edebi katilin pesine dusuyorlar.
Dogrusu ben bu kitabi yaz basinda aldim ve bir kac kez baslayip baslayip biraktim. Nedense ilk bolum son derece de surukleyici olmakla beraber, ikinci bolumun basindaki 5-10 sayfalik kismi bir turlu gecemedim. Sonra bir gece hadi bir hirsla su bolumu atlatayim diyerek basladim okumaya ve gercekten cok keyifle, sonunu oldukca merak ederek okudum. Sanirim ilk bolumde bu kadar takilmamin sebebi bir cok karakterin bir anda okuyucuya tanistiriliyor olmasi ama yazar bir yandan da birbirinden kolaylikla ayirt edilecek, aklimizda yer eden karakterler yazamamis, en azindan kitabin giris kisminda. Unutmadan, kitap karakterleri gercek hayatta yasamis kisiler, zaten yazar da onlar hakkinda epey arastirma yapmis ama cinayet temasini kendi uydurmus.
Genel olarak surukleyici olmakla beraber kitabin buyuk bir problemi var ve daha sonra okudugum bir cok yorum da ayni sorunu dile getiriyordu. Iyi bir polisiye roman okuyucuya katilin/suclunun kim oldugunu anlayabilecegi kucuk ipuclari birakir ki sonunda ortaya suclu ortaya ciktiginda okuyucu “hadi be!” desin, ya da onceden tahmin edebildigi icin kendini tebrik etsin. Ne yazik ki bu kitapta katil daha onceden hic bilmedigimiz, tahmin etmemize imkan ihtimal olmayan bir karakter. Dolayisiyla kitabin sonu bu acidan biraz hayal kirikligi oluyor. Bir de Amerikan ic savasi ile ilgili bir alt soylemi var kitabin ki bazi kisimlarda cok gerekli miydi bundan bahsetmek diye dusunduruyor insani.

4’un Kurali (Rule of Four) iste Dante Kulubu’nun basarisi uzerine yazilmis kitaplardan. Bu kitap da 15. yy’da yazilmis gizemli bir kitabin sirrini cozmek uzerine kurulmus. Kahramanlarimiz dort tane Princeton ogrencisi oda arkadasi. Kitabin ana kahramani Tom’un babasi profesormus ve hayatini bu kitaba adamis. Tom yillar sonra Princeton’a ogrenci olarak geliyor. Oda arkadasi Paul da tipki Tom'un babasi gibi bitirme tezini bu kitap uzerine yazmaya karar veriyor ve bu arada kitaba ve onun gizemine kapiliyor. Peki kitabin icinde barindirdigi sir ne?
Dogrusu ben bu kitabi Dante’den once okudum. Ozellikle bazi diyaloglar ve sahneler cok amatorce yazilmis gibi geldiyse de genel olarak eski bir kitabin gizeminin pesinde kosma hikayesini cok sevdim. Tabi sonra Dante’yi okuyunca gordum ki bu aslinda yeni bir sey degilmis, Matthew Pearl bu isi cok daha ala bir sekilde Dante’de yapmis. O yuzden size de tavsiyem bu kitaptan gercekten zevk almak istiyorsaniz Dante’den once okuyun. Yalniz obur kitaptan onemli bir farki universite ogrencisi karakterler cok daha sevimli ve akilda kalici. Ozellikle o yaslarda tanidiklariniz varsa onlara tavsiye edebilirsiniz. Ya da benim gibi her dakika universite ogrencileriyle hasir nesir oluyorsaniz siz de kitabi daha cok begenebilirsiniz.

Dante Kulübü (Dante Club) 2003’de piyasaya cikmis, cok unlu olmus ve ardindan gelen bu tur edebi polisiye kitaplarin onunu acmis. Kitap 1865 yilinda Boston’da geciyor. Harvard Universitesi’nin emekli profesoru ve Amerika’nin en unlu ozanlarindan biri Henry Wadsworth Longfellow, Dante’nin Ilahi Komedya kitabini Italyanca’dan Ingilizce’ye cevirmeye baslamis. Etrafinda yine Dante heveslileri baska Harvard Universitesi hocalari var ve bunlar bir Dante klubu olusturmuslar, hizla Dante’yi Amerika’ya tanitacak bu eseri tamamlamaya calisiyorlar. O sirada Boston’da bir takim cinayetler islenmeye basliyor. Klup uyelerimiz farkediyorlar ki bu cinayetler aslinda tam da Dante’nin kitabinin cehennem bolumunde anlattigi cezalar gibi islenmis, yani birileri Dante’nin cezalarini hayata geciriyor. Boylece bir cesit edebi katilin pesine dusuyorlar.
Dogrusu ben bu kitabi yaz basinda aldim ve bir kac kez baslayip baslayip biraktim. Nedense ilk bolum son derece de surukleyici olmakla beraber, ikinci bolumun basindaki 5-10 sayfalik kismi bir turlu gecemedim. Sonra bir gece hadi bir hirsla su bolumu atlatayim diyerek basladim okumaya ve gercekten cok keyifle, sonunu oldukca merak ederek okudum. Sanirim ilk bolumde bu kadar takilmamin sebebi bir cok karakterin bir anda okuyucuya tanistiriliyor olmasi ama yazar bir yandan da birbirinden kolaylikla ayirt edilecek, aklimizda yer eden karakterler yazamamis, en azindan kitabin giris kisminda. Unutmadan, kitap karakterleri gercek hayatta yasamis kisiler, zaten yazar da onlar hakkinda epey arastirma yapmis ama cinayet temasini kendi uydurmus.
Genel olarak surukleyici olmakla beraber kitabin buyuk bir problemi var ve daha sonra okudugum bir cok yorum da ayni sorunu dile getiriyordu. Iyi bir polisiye roman okuyucuya katilin/suclunun kim oldugunu anlayabilecegi kucuk ipuclari birakir ki sonunda ortaya suclu ortaya ciktiginda okuyucu “hadi be!” desin, ya da onceden tahmin edebildigi icin kendini tebrik etsin. Ne yazik ki bu kitapta katil daha onceden hic bilmedigimiz, tahmin etmemize imkan ihtimal olmayan bir karakter. Dolayisiyla kitabin sonu bu acidan biraz hayal kirikligi oluyor. Bir de Amerikan ic savasi ile ilgili bir alt soylemi var kitabin ki bazi kisimlarda cok gerekli miydi bundan bahsetmek diye dusunduruyor insani.

4’un Kurali (Rule of Four) iste Dante Kulubu’nun basarisi uzerine yazilmis kitaplardan. Bu kitap da 15. yy’da yazilmis gizemli bir kitabin sirrini cozmek uzerine kurulmus. Kahramanlarimiz dort tane Princeton ogrencisi oda arkadasi. Kitabin ana kahramani Tom’un babasi profesormus ve hayatini bu kitaba adamis. Tom yillar sonra Princeton’a ogrenci olarak geliyor. Oda arkadasi Paul da tipki Tom'un babasi gibi bitirme tezini bu kitap uzerine yazmaya karar veriyor ve bu arada kitaba ve onun gizemine kapiliyor. Peki kitabin icinde barindirdigi sir ne?
Dogrusu ben bu kitabi Dante’den once okudum. Ozellikle bazi diyaloglar ve sahneler cok amatorce yazilmis gibi geldiyse de genel olarak eski bir kitabin gizeminin pesinde kosma hikayesini cok sevdim. Tabi sonra Dante’yi okuyunca gordum ki bu aslinda yeni bir sey degilmis, Matthew Pearl bu isi cok daha ala bir sekilde Dante’de yapmis. O yuzden size de tavsiyem bu kitaptan gercekten zevk almak istiyorsaniz Dante’den once okuyun. Yalniz obur kitaptan onemli bir farki universite ogrencisi karakterler cok daha sevimli ve akilda kalici. Ozellikle o yaslarda tanidiklariniz varsa onlara tavsiye edebilirsiniz. Ya da benim gibi her dakika universite ogrencileriyle hasir nesir oluyorsaniz siz de kitabi daha cok begenebilirsiniz.
Wednesday, October 28, 2009
Balik Koftesi
Balik Koftesi'nin tarifi Salincakta Iki Kisi'den. Blog sahibesi Banu da tarifi Paula Deen'den almis.
Banu'nun tarifini aynen aktariyorum:
"* 2 kutu ton baligi konservesi {suyu suzulmus}
* 1/2 kap galeta unu
* 2 yumurta
* 1 kucuk sogan {ince dogranmis}
* 1/2 kap kereviz sapi {ince dogranmis} {sevmiyorsaniz tariften cikarabilirsiniz}
* Yarim limon suyu
* Maydanoz {ince dogranmis}
* 1 dis sarimsak {iyice ezilmis}
* 1 yemek kasigi zeytinyagi
* Karabiber, tuz
Derin bir kabin icinde ton baligi, galeta unu ve yumurtayi karistirin. Sonra geri kalan tum malzemeleri ilave edin. Tum karisimdan 4 tane buyuk kofte yapin. Tavada sivi yagi isitin ve koftelerinizi iki tarafli kizartin."
Bu tarifi daha once de denedim, oyle pratik oyle lezzetli ki! Ben bu malzemeyle 4 tane hamburger koftesi buyuklugunde kofte elde ediyorum. Ikisi aksam yemegi oluyor, ikisi de ertesi gun sandvicin icinde ogle yemegi! Benimkiler biraz daha esmerce olmus ama disinin kitir kitir halini cok seviyorum ben.
Mutlaka bir deneyin, tesekkurler Banu, ellerine saglik!
Labels:
yemek tarifi
Sunday, October 18, 2009
Zeytin ezmeli pogaca
Cumartesi ne zamandir gitmedigimiz Turk marketine ugrayip alisveris yaptik. Zeytin ezmesini raftan kapip sepete attigim saniyeden beri aklimda zeytinli pogaca yapmak vardi. Bu aksamustu hemen su pratik tarifle pogacalarimi pisirdim.
Sanirim pogaca tarifleri epey standart. Benimki daha once peynirli pogaca yapmak icin de kullandigim Alacarte blogundan alinma bir tarif. Cok guzel pofuduk pofuduk bir pogaca oluyor.
Tarifi tamamen takip ettim yalniz peynir yerine 1 cay kasigi kadar zeytin ezmesi kullandim ve pogacalari top top yapip kapattim. Aslinda bir grup da peynirli yaptim onlar da epey guzel oldu!) Afiyet olsun,tarif icin tesekurler Alacarte!
Labels:
yemek tarifi
Tuesday, October 06, 2009
Flashback: Sarap tadimi
Size taa haziran ayindan arsivde kalmis bazi fotograflari getiriyorum. Sarap tadimi yapmaya gitmistik. Daha once burada Cville'de gittigimiz geziyi anlatmistim.
Ilk duragimiz Bishop's Orchard. Burasi adindan da anlasilacagi uzere aslinda meyve bahcesi. Gidip sonbaharda elmalari, yazin cilekleri, seftalileri dalindan kendiniz koparip toplayabiliyorsunuz. Ayrica kendi urunlerinin yaninda baska degisik seyler de sattiklari kocaman bir marketleri var. Burada kendi saraplarini uretiyorlarmis.



Yalniz bu saraplarin ozelligi meyveden yapilmis olmalari. Biz bunlari pek sevemedik. ozellikle sert olanlari elma sirkesinden hallice.( Daha once Almanya'da tattigimiz elma sarabini surada anlatmistim, o da aynen sirke gibiydi!) Seftali ve armut tadindaki tatli saraplar ise pek bayikti. Yok mu bunun bir ortasi??
Buna ragmen burada cok keyifli zaman gecirdik. Daha once hic gormedigim bir hayvani yakindan gorduk: Lama!





Lamalar aslinda bakmasi kolay, insan canlisi, uysal havyanlarmis.




Bakiniz ne guzel anlasmisiz:

"Hadi artik cek fotografi yoksa tukuruverecek suratima!"

Aslinda lamalar birbirlerine tukurmekle beraber insanlara tukurmuyorlarmis, iciniz rahat olsun!:)
Ikinci duragimiz Chamard. Burada gercek uzum sarabi yapiyorlar. Mahzenlerini gezip sarabin nasil yapildigini da gorme firsati bulduk.




Burada hic degilse gercek sarap tatma imkani bulduk ama lamalar olmadigi icin ilk duragimiz kadar eglenceli degildi, ne yalan soyleyeyim.:)


Buralara yolunuz dusecek olursa sizi de lamalarla tanismaya gotururum, soz!:)
Ilk duragimiz Bishop's Orchard. Burasi adindan da anlasilacagi uzere aslinda meyve bahcesi. Gidip sonbaharda elmalari, yazin cilekleri, seftalileri dalindan kendiniz koparip toplayabiliyorsunuz. Ayrica kendi urunlerinin yaninda baska degisik seyler de sattiklari kocaman bir marketleri var. Burada kendi saraplarini uretiyorlarmis.



Yalniz bu saraplarin ozelligi meyveden yapilmis olmalari. Biz bunlari pek sevemedik. ozellikle sert olanlari elma sirkesinden hallice.( Daha once Almanya'da tattigimiz elma sarabini surada anlatmistim, o da aynen sirke gibiydi!) Seftali ve armut tadindaki tatli saraplar ise pek bayikti. Yok mu bunun bir ortasi??
Buna ragmen burada cok keyifli zaman gecirdik. Daha once hic gormedigim bir hayvani yakindan gorduk: Lama!





Lamalar aslinda bakmasi kolay, insan canlisi, uysal havyanlarmis.




Bakiniz ne guzel anlasmisiz:

"Hadi artik cek fotografi yoksa tukuruverecek suratima!"

Aslinda lamalar birbirlerine tukurmekle beraber insanlara tukurmuyorlarmis, iciniz rahat olsun!:)
Ikinci duragimiz Chamard. Burada gercek uzum sarabi yapiyorlar. Mahzenlerini gezip sarabin nasil yapildigini da gorme firsati bulduk.




Burada hic degilse gercek sarap tatma imkani bulduk ama lamalar olmadigi icin ilk duragimiz kadar eglenceli degildi, ne yalan soyleyeyim.:)


Buralara yolunuz dusecek olursa sizi de lamalarla tanismaya gotururum, soz!:)
Sunday, October 04, 2009
Film: Inglorious Basterds / Soysuzlar Cetesi


Ne zamandir blogumu cok ihmal etmisim. Hemen kisa bir film tanitimiyla hizli bir donus yapiyorum.
Soysuzlar Cetesi (Inglorious Basterds), Quentin Tarantino'nun son filmi. Tarantino bize Ikinci Dunya Savasi sirasinda gecen bir alternatif hikaye sunuyor. Bir yanda Brad Pitt'in canlandirdigi Tegmen Aldo Raine'in komutasi altinda Almanya'da gerilla taktigiyle Nazi avlayan Amerikali askerler var. Ote yanda Yahudi ailesi Nazilerce katledilirken kendisi kilpayi kacarak kurtulan ve kendine Paris'te yeni bir kimlik bulan yahudi kizi Shoshana, onun sinema salonu ve ona asilan sonradan aktor olma savas kahramani Alman askeri. Kendi ulkesine ihanet eden bir Alman sinema aktrisi, Hitler, Goebbels, vs. hepsi bu filmde bulusuyorlar. Her zamanki Tarantino tarzinda bolca et ve kan mevcut. Cok eglenceli, harika bir film. Ozellikle Brad Pitt'in Italyan taklidi yaptigi bir sahne var ki oldum gulmekten. Tarantino filmlerini sevmeyenlere bile tavsiye ederim, pek keyifli!
Monday, September 14, 2009
Iyi ki dogdun!
Canim kocacim, sana evrenin en cirkin 30. yas pastasini yapmis olabilirim ama seni cok cok cooooook seviyorum. Iyi ki dogdun, iyi ki benim kocam oldun!
Labels:
kutlama
Thursday, September 10, 2009
Kolay peynirli pogaca
Bu tarif de daha once burada bahsettigim cikolatali kek gibi cok tehlikeli bir tarif, cunku cok cabuk yapiliyor. Caniniz pogaca cektikten 15 dakika sonra bol peynirli, sicacik bir lezzete kavusmus olabilirsiniz! Sonra gelsin kilolar...:) Soylemedi demeyin.
Tarif buradan.
Icindekiler:
1 bardak un
2 tatli kasigi kabartma tozu
1 yumurta
2 bardak rendelenmis peynir (her turlu sert peynir olabilir, peynirin cesidine gore her seferinde bambaska bir lezzet elde edebilirsiniz)
1/2 bardak sut
1 cimdik tuz
arzuya gore karabiber, dereotu,vs.
Ben tarifin tam yarisini yapiyorum (yine 1 adet yumurta kullanarak) ve 8 adet minik parca elde ediyorum.
Bir kasede yumurta ve sut cirpilir. Bir kaba un ve kabartma tozu elekten gecirilerek konur, uzerine diger malzemeler eklenir. Hersey guzelce karistirilir. Yaglanmis firin tepsisine birer kasik dolusu malzeme aralikli olarak dizilir (pistikce yayilir), firinda 10 dakika uzeri kizarana kadar pisirilir. Afiyetle yenir, yenir biraz daha yenir!:)
Tarifin guzelligi cesitlemelere acik olusu, istediginiz malzemeleri koyup test edebilirsiniz. Susam, beyaz peynir, zeytin, zeytin ezmesi benim ilk aklima gelenler. Dizi seyrederken reklam arasinda firina koyup, bir dahaki reklamda firindan cikartabilirsiniz, o denli pratik! Sabah kahvaltilarinin, bes caylarinin da bas kahramani olacagindan eminim. Afiyet olsun!
Labels:
yemek tarifi
Saturday, September 05, 2009
Kitap: Maraz

Bu kitabi ben istetmedim Turkiye'den. Ablacigim kendisi buraya gelirken okumak icin getirmis; kendimi acindirarak kitabi bana vermesini sagladim.:)
Son zamanlarda okudugum bir kac Turkce kitabi yarisinda bikip yarim biraktigim icin bu kitaba buyuk umutlarla baslamadim ama Hande Altayli beni sasirtti.
Kitap, simdi birer eriskin olmus, kendi tekduze (ya da karmasik!) hayatlarini suren bir grup cocukluk arkadasinin, aralarindan birinin cenazesinde bir araya gelmeleriyle basliyor ve bize yasamlarinin bir kesitini sunuyor. Karakterler nasil canli cizilmis, nasil gercekci tipler. Ilk 10 sayfasini okumak icin elime aldigim kitabi yarisini okumadan birakamadim. Mukemmel bir tatil kitabi, yaz bitmeden edinin!:)
Hande Altayli'nin "Aska Seytan Karisi" adinda bir de ilk romani varmis ki, onu da okumus olanlar varsa ne dusundugunuzu paylasirsaniz sevinirim.
Subscribe to:
Posts (Atom)