Friday, July 10, 2009
Boston - 4 Temmuz
Kisa bir 4 Temmuz ozeti: Amerika'nin en onemli bayrami olan 4 Temmuz'da her yer gibi Boston da cok kalabalik. Bu yuzden metroda oradan oraya savrulup, grubu kaybetmek riskini goze almaktansa, gunun buyuk kismini Boston'in tarihi merkezi Faneuil Hall ve Quincy Market'ta gecirdik.


Yolda deneme boyu misir gevregi dagitiyorlardi. Bizimkiler birer ikiser kapmislar.

Once Bagimsizlik Bildirisi'nin okunmasini dinledik. Akustik cok kotu oldugu icin hicbir sey duyamadik. Iyi ki sadece sonuna yetismisiz.



Ne kadar kalabalik oldugunu goruyorsunuz. Tarihi kostumlu aktorlerin yaninda cesitli performans sanatcilari, akrobatlar falan da vardi meydanda.

Aksamustu kampuste barbeku basinda aksam yemegimizi yiyip, havai fisekleri gormeye gittik. Yalniz kalabalik bir cocuk grubuyla dolastigimizdan, yine onlarin guvenligi acisindan herkesin toplandigi meydandan degil biraz uzaktan izledik gosteriyi.




Resimler ne kadar gorkemli oldugunu kesinlikle yansitmiyor. Gercekten cok hos bir sovdu.


Yolda deneme boyu misir gevregi dagitiyorlardi. Bizimkiler birer ikiser kapmislar.

Once Bagimsizlik Bildirisi'nin okunmasini dinledik. Akustik cok kotu oldugu icin hicbir sey duyamadik. Iyi ki sadece sonuna yetismisiz.



Ne kadar kalabalik oldugunu goruyorsunuz. Tarihi kostumlu aktorlerin yaninda cesitli performans sanatcilari, akrobatlar falan da vardi meydanda.

Aksamustu kampuste barbeku basinda aksam yemegimizi yiyip, havai fisekleri gormeye gittik. Yalniz kalabalik bir cocuk grubuyla dolastigimizdan, yine onlarin guvenligi acisindan herkesin toplandigi meydandan degil biraz uzaktan izledik gosteriyi.




Resimler ne kadar gorkemli oldugunu kesinlikle yansitmiyor. Gercekten cok hos bir sovdu.
Thursday, July 09, 2009
Boston - whale watch
Bizim Turk grubu'ndan ablam da dahil olmak uzere kimse semsiye getirmedigi icin onlara bir ornek semsiyeler aldik. :)


Cuma sabahi balinalari seyretmek uzere yola koyulduk.

Katamaran gemilerle gidis -donus toplam uc- dort saat suren yolculukla balinalarin beslenme bolgesi olan "Stellwagen Bank Marine Sanctuary"e gidiliyor. Ben daha once Virginia'da bu cesit bir geziye katilip balina goremeden dondugum icin cok umutlu degildim. Ama Boston cok iddiali, bu gezilerden simdiye kadar balina gormeden donen cok nadirmis.



Sansimiza kapali olan hava biz tekneye biner binmez acmaya basladi ve neredeyse butun gun cok guzel devam etti.





Yine sansimiza muthis bir tur yasadik ve uc farkli balina turu gorduk. Humpback yani kambur balina turunden bir anne ve yavrusu ile karsilastik. Burasi balinalarin goc yolu uzerinde oldugu icin 2000 adet kadar balinanin kimligini belirlemisler ve onlara isim koymuslar. Bizim gordugumuz de Lavalier ve yavrusuymus.




Cok sansliydik, bize turlu numaralar yaptilar. Yalniz resimlerini yakalamak cok guc. Benim cektigim videolardan bir tanesi guzel, onu sonra koyacagim. Hic suphesiz simdiye kadar yaptigim en guzel, en keyifli, en hatirlanasi aktivitelerden biriydi. Boston'a yolunuz balina mevisiminde duserse mutlaka ama mutlaka tavsiye ederim.
Ogle yemeginde ablama gercek bir Amerikan hamburgeri yedirdim, boylece onu da yemeden donmemis oldu.


Baska yerde olsa bu kadar aktivite bir gune yeter de artardi ama bu program etkinlik dolu. Aksamustu bir miktar alisveris yaptiktan sonra hep birlikte acik hava konserinin yolunu tuttuk. Boston senfoni orkestrasi Neil Diamond ile birlikte sahne aldi. Biz de Charles Nehri'nin karsisindaki Cambridge manzarasina karsi keyifle dinledik.



Erkek ogrenciler telsiz almislar, butun gun onlarla cok eglendiler, onlari gosteriyorlar.



Cuma sabahi balinalari seyretmek uzere yola koyulduk.

Katamaran gemilerle gidis -donus toplam uc- dort saat suren yolculukla balinalarin beslenme bolgesi olan "Stellwagen Bank Marine Sanctuary"e gidiliyor. Ben daha once Virginia'da bu cesit bir geziye katilip balina goremeden dondugum icin cok umutlu degildim. Ama Boston cok iddiali, bu gezilerden simdiye kadar balina gormeden donen cok nadirmis.



Sansimiza kapali olan hava biz tekneye biner binmez acmaya basladi ve neredeyse butun gun cok guzel devam etti.





Yine sansimiza muthis bir tur yasadik ve uc farkli balina turu gorduk. Humpback yani kambur balina turunden bir anne ve yavrusu ile karsilastik. Burasi balinalarin goc yolu uzerinde oldugu icin 2000 adet kadar balinanin kimligini belirlemisler ve onlara isim koymuslar. Bizim gordugumuz de Lavalier ve yavrusuymus.




Cok sansliydik, bize turlu numaralar yaptilar. Yalniz resimlerini yakalamak cok guc. Benim cektigim videolardan bir tanesi guzel, onu sonra koyacagim. Hic suphesiz simdiye kadar yaptigim en guzel, en keyifli, en hatirlanasi aktivitelerden biriydi. Boston'a yolunuz balina mevisiminde duserse mutlaka ama mutlaka tavsiye ederim.
Ogle yemeginde ablama gercek bir Amerikan hamburgeri yedirdim, boylece onu da yemeden donmemis oldu.


Baska yerde olsa bu kadar aktivite bir gune yeter de artardi ama bu program etkinlik dolu. Aksamustu bir miktar alisveris yaptiktan sonra hep birlikte acik hava konserinin yolunu tuttuk. Boston senfoni orkestrasi Neil Diamond ile birlikte sahne aldi. Biz de Charles Nehri'nin karsisindaki Cambridge manzarasina karsi keyifle dinledik.



Erkek ogrenciler telsiz almislar, butun gun onlarla cok eglendiler, onlari gosteriyorlar.

Boston - Museum of Fine Arts
Caanim ablam taaa Turkiye'den kalkti, pesinde 13 tane ogrenciyle Boston'a kadar geldi. Ben de gittim, onu gordum. Bol bol opustuk, sarilistik, muhabbet ettik, gezdik, alisveris ettik, Boston'un altini ustune getirdik. Bu yazilarin amaci Boston'da gezdigimiz, gordugumuz yerleri anlatmaktansa ablamla gecirdigimiz keyifli zamanlarin kaydini dusmek oldugundan lafi fazla uzatmayip resimleri cokca tutacagim.
Carsamba gunu ayagimin tozuyla Museum of Fine Arts'i gormeye gittik. Burasi zaten grubun kaldigi kampusun az otesinde oldugundan yuruyerek gittik, yuruyerek donduk.










Carsamba gunu ayagimin tozuyla Museum of Fine Arts'i gormeye gittik. Burasi zaten grubun kaldigi kampusun az otesinde oldugundan yuruyerek gittik, yuruyerek donduk.










Monday, June 22, 2009
Eggplant Parmesan / Firinda soslu patlican
Yine ne zamandir yazamadim ama gercekten cok muhtesem bir tarifle dondum. Simdiye kadar yaptigim en lezzetli yemek bu hic suphesiz. Yalniz pesin pesin soyluyorum oyle az kalorili , az yagli, rejim yemegi falan degil bu. Tam tersine Amerikalilarin "comfort food" dedikleri, bol yagli, bol kalorili ama yiyince insani mutlu eden yemeklerden.
Hemen icindekilere geciyoruz:
2 topan patlican - yikanir, 1 cm kalinliginda dilimlenir. Aslinda patlicanin buyuklugune bagli. Buradakiler o kadar iri ki bir tane de yetiyor. Cesitli buyuklukte 10-12 dilim olmasini istiyoruz.
2 bardak rendelenmis mozarella ve parmesan peyniri karisimi. Evet yemegin adi bundan geliyor ama ben daha once parmesansiz da yaptim, oluyor. Mozarella yerine de taze kasar olabilir.
1 yumurta
Yarim bardak sut
1 bucuk bardak galeta unu.
tuz, biber, nane, kekik, vs. zevkinize gore.
Zeytinyagi
2 bardak hazir domatesli makarna sosu
Yapimi:
1) Firin onceden 175 dereceye isitilir. (350 fahrenheit)
2) Bir kapta sut ve yumurta karistirilir.
3) Patlican dilimleri once bu karisima sonra galeta ununa bulanir.
Ben su sekilde yapiyorum. Bu arada galeta ununa da tuz, karabiber, nane, kekik, dereotu ne varsa onceden biraz karistirip karisimin lezzetini arttiriyorum.
4) Patlican dilimleri tavada zeytinyagi ile altin rengi olana kadar kizartilir. Onemli bir sey patlicanlara fazla yag cektirmemek. Yumusak yumusak degil sert ve citir olmalarini istiyoruz.

5) Kizaran dilimler kagit havlu uzerine konarak yagi suzdurulur.
6) Firina dayanikla cam bir kabin dibine domates sosunun dortte biri yayilir. Uzerine patlican dilimleri serilir ve domates sosunun kalani patlicanlarin uzerini tamamen kapatacak sekilde dokulur. En son olarak uzerine peynir karisimi serpilir.
Peynir biraz zevkinize kalmis, isterseniz daha az da kullanabilirsiniz.

7)Son olarak firinda 30 dakika ya da peynir eriyip sos isinana kadar pisirilir.

Yaninda makarna ile servis edilir. Su anda bu satirlari yazarken de bu yemegi yiyorum. Aksam yemeginden arta kalanlari sandvicin icine koyup ogle yemegi yaptik, o bile cok cok lezzetli oldu. Mutlaka tavsiye ediyorum. Afiyet olsun!
Hemen icindekilere geciyoruz:
2 topan patlican - yikanir, 1 cm kalinliginda dilimlenir. Aslinda patlicanin buyuklugune bagli. Buradakiler o kadar iri ki bir tane de yetiyor. Cesitli buyuklukte 10-12 dilim olmasini istiyoruz.
2 bardak rendelenmis mozarella ve parmesan peyniri karisimi. Evet yemegin adi bundan geliyor ama ben daha once parmesansiz da yaptim, oluyor. Mozarella yerine de taze kasar olabilir.
1 yumurta
Yarim bardak sut
1 bucuk bardak galeta unu.
tuz, biber, nane, kekik, vs. zevkinize gore.
Zeytinyagi
2 bardak hazir domatesli makarna sosu
Yapimi:
1) Firin onceden 175 dereceye isitilir. (350 fahrenheit)
2) Bir kapta sut ve yumurta karistirilir.
3) Patlican dilimleri once bu karisima sonra galeta ununa bulanir.
Ben su sekilde yapiyorum. Bu arada galeta ununa da tuz, karabiber, nane, kekik, dereotu ne varsa onceden biraz karistirip karisimin lezzetini arttiriyorum.
4) Patlican dilimleri tavada zeytinyagi ile altin rengi olana kadar kizartilir. Onemli bir sey patlicanlara fazla yag cektirmemek. Yumusak yumusak degil sert ve citir olmalarini istiyoruz.
5) Kizaran dilimler kagit havlu uzerine konarak yagi suzdurulur.
6) Firina dayanikla cam bir kabin dibine domates sosunun dortte biri yayilir. Uzerine patlican dilimleri serilir ve domates sosunun kalani patlicanlarin uzerini tamamen kapatacak sekilde dokulur. En son olarak uzerine peynir karisimi serpilir.
Peynir biraz zevkinize kalmis, isterseniz daha az da kullanabilirsiniz.
7)Son olarak firinda 30 dakika ya da peynir eriyip sos isinana kadar pisirilir.
Yaninda makarna ile servis edilir. Su anda bu satirlari yazarken de bu yemegi yiyorum. Aksam yemeginden arta kalanlari sandvicin icine koyup ogle yemegi yaptik, o bile cok cok lezzetli oldu. Mutlaka tavsiye ediyorum. Afiyet olsun!
Labels:
yemek
Saturday, June 13, 2009
Kadina siddet
Devletimiz kadina siddeti bu sekilde mesrulastiriyor, hatta bifiil destekliyor!
Bakin bakin kadini korumaktan sorumlu "Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakani"miz Selma Aliye Kavaf'ın aciklamalarina!
****
NTV'nin suradaki haberinden Selma Aliye Kavaf'in aciklamalarina (resmin uzerine tiklayarak videoyu izleyebilirsiniz) ve İnsan Hakları ve Yeni Çözümler Derneği Temsilcisi Evre Kaynak'in aciklamalarina ulasabilirsiniz.
****
Olaylari kisaca ozetlemek icin bu da Can Dundar'in Milliyet'teki konuyla ilgili yazisi:
‘Dayak, özel hayata girer; biz karışamayız’ diyen kadın kimdi?
13 Haziran Cumartesi 2009
Bir kadın düşünün: Kocası tarafından öldürülesiye dövülüyor.
Annesi de defalarca aynı adamın saldırısına uğruyor.
Karakola gidip şikâyet ediyor, koruma istiyorlar, ama tehdit karşısında şikâyetlerini geri çekmek zorunda kalıyorlar.
Yasa, tehdide karşı çaresiz, kadını korumakta yetersiz:
“Neden şikâyetten vazgeçtin?” diye sormuyor. “Aile içi sorun” diyerek müdahale etmiyor.
“Evin mahremiyeti”, dayağa mazeret oluyor.
Sonunda kadının annesi, dayak seanslarından birinde ölüyor. Kadın dava açıyor. Dava 7 yıl sürüyor. Adam tahliye ediliyor. Kadın ölüm tehdidi altında... Devlet yine yok.
Kadın, konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürüyor. AİHM, Türkiye’yi, tehdidi bildiği halde “aile içi sorun” diyerek kadını koruyacak önlem almadığı, polisin, yargının pasif kaldığı gerekçesiyle tazminata mahkûm ediyor.
Türkiye “kadına yönelik şiddet”ten mahkûm olan ilk ülke olarak Avrupa yargı tarihine geçiyor.
* * *
Bu durum karşısında, üstelik her gün birkaç kadının şiddetten ölüm haberi gelirken Kadından ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı’ndan ne yapmasını beklersiniz?
“Türkiye’de kadınlarımızın kılına dokunulmaması için ne gerekiyorsa yapacağız. Şiddet mahremiyet, mazeret tanımaz. Polis, yargı, kadına yönelik şiddete anında müdahale edecek” demesini; değil mi?
Hayır!
O bakanlığa yeni atanan Selma Aliye Kavaf, NTV’de Nermin Yurteri’ye verdiği ilk demecinde kadını değil, yasaları savundu. Tehditkâr bir kocayla yaşamanın çaresizliğini hiç anlamadan konuştu:
“Söz konusu kadın defalarca şikâyetini geri çekmiş. Sığınma evi için talepte bulunmamış, koruma isteğinden vazgeçmiş” dedi.
“Bütün dünya dövüyor” deyip örnekler verdi.
Aynı yaklaşımı önceki gün de Başbakan sürdürdü.
“Bu olaylar onlarda da (Batı’da) var” dedi.
Dayağı değil, kararı “utanç verici” olarak niteledi.
* * *
Kadına yönelik şiddetin tüm dünyanın sorunu olduğu kuşkusuz. Ama burada önemli olan, o şiddeti önleyecek yasal tedbirler ve uygulamada kararlılık...
Türkiye’de sadece yasalar değil, polis de, savcı da, yargı da, politikacı da kadının canını değil, ailenin dirliğini koruyor. O yüzden de şiddet bile olsa mahremiyete müdahale etmiyor.
Hatırlarsanız, 3 yıl önce AKP’nin Konya Milletvekili karısını dövmüştü. Darp raporu alıp savcılığa başvuran karısına da “İstediğin yere git, benim dokunulmazlığım var” diye posta koymuştu.
O zaman duymak istediğimiz ses, Kadından Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’dan gelmişti:
“Bu konuda ben tarafım. Kadın olduğum için tarafım. Şiddetle mücadele eden bir sorumlu olarak tarafım. Şiddet uygulayanların utanması gerekir” demişti.
AKP Kadın Kolları Başkanı ise Milliyet’e (Bkz: 14 Mayıs 2006) şunları söylemişti:
“Bu, kendi ailesiyle, özel hayatıyla ilgili bir konu... Aile içi bir ilişki... Bu konuda benim bir değerlendirmem olamaz. Söz hakkım olmadığını düşünüyorum.”
Bunu söyleyen Kadın Kolları Başkanı’nın adı neydi, hatırlıyor musunuz:
Selma Aliye Kavaf...
* * *
“Kolları kırık kadınlar!”
Hâlâ çözüm bekliyor musunuz?
Bakin bakin kadini korumaktan sorumlu "Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakani"miz Selma Aliye Kavaf'ın aciklamalarina!
****
NTV'nin suradaki haberinden Selma Aliye Kavaf'in aciklamalarina (resmin uzerine tiklayarak videoyu izleyebilirsiniz) ve İnsan Hakları ve Yeni Çözümler Derneği Temsilcisi Evre Kaynak'in aciklamalarina ulasabilirsiniz.
****
Olaylari kisaca ozetlemek icin bu da Can Dundar'in Milliyet'teki konuyla ilgili yazisi:
‘Dayak, özel hayata girer; biz karışamayız’ diyen kadın kimdi?
13 Haziran Cumartesi 2009
Bir kadın düşünün: Kocası tarafından öldürülesiye dövülüyor.
Annesi de defalarca aynı adamın saldırısına uğruyor.
Karakola gidip şikâyet ediyor, koruma istiyorlar, ama tehdit karşısında şikâyetlerini geri çekmek zorunda kalıyorlar.
Yasa, tehdide karşı çaresiz, kadını korumakta yetersiz:
“Neden şikâyetten vazgeçtin?” diye sormuyor. “Aile içi sorun” diyerek müdahale etmiyor.
“Evin mahremiyeti”, dayağa mazeret oluyor.
Sonunda kadının annesi, dayak seanslarından birinde ölüyor. Kadın dava açıyor. Dava 7 yıl sürüyor. Adam tahliye ediliyor. Kadın ölüm tehdidi altında... Devlet yine yok.
Kadın, konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürüyor. AİHM, Türkiye’yi, tehdidi bildiği halde “aile içi sorun” diyerek kadını koruyacak önlem almadığı, polisin, yargının pasif kaldığı gerekçesiyle tazminata mahkûm ediyor.
Türkiye “kadına yönelik şiddet”ten mahkûm olan ilk ülke olarak Avrupa yargı tarihine geçiyor.
* * *
Bu durum karşısında, üstelik her gün birkaç kadının şiddetten ölüm haberi gelirken Kadından ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı’ndan ne yapmasını beklersiniz?
“Türkiye’de kadınlarımızın kılına dokunulmaması için ne gerekiyorsa yapacağız. Şiddet mahremiyet, mazeret tanımaz. Polis, yargı, kadına yönelik şiddete anında müdahale edecek” demesini; değil mi?
Hayır!
O bakanlığa yeni atanan Selma Aliye Kavaf, NTV’de Nermin Yurteri’ye verdiği ilk demecinde kadını değil, yasaları savundu. Tehditkâr bir kocayla yaşamanın çaresizliğini hiç anlamadan konuştu:
“Söz konusu kadın defalarca şikâyetini geri çekmiş. Sığınma evi için talepte bulunmamış, koruma isteğinden vazgeçmiş” dedi.
“Bütün dünya dövüyor” deyip örnekler verdi.
Aynı yaklaşımı önceki gün de Başbakan sürdürdü.
“Bu olaylar onlarda da (Batı’da) var” dedi.
Dayağı değil, kararı “utanç verici” olarak niteledi.
* * *
Kadına yönelik şiddetin tüm dünyanın sorunu olduğu kuşkusuz. Ama burada önemli olan, o şiddeti önleyecek yasal tedbirler ve uygulamada kararlılık...
Türkiye’de sadece yasalar değil, polis de, savcı da, yargı da, politikacı da kadının canını değil, ailenin dirliğini koruyor. O yüzden de şiddet bile olsa mahremiyete müdahale etmiyor.
Hatırlarsanız, 3 yıl önce AKP’nin Konya Milletvekili karısını dövmüştü. Darp raporu alıp savcılığa başvuran karısına da “İstediğin yere git, benim dokunulmazlığım var” diye posta koymuştu.
O zaman duymak istediğimiz ses, Kadından Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’dan gelmişti:
“Bu konuda ben tarafım. Kadın olduğum için tarafım. Şiddetle mücadele eden bir sorumlu olarak tarafım. Şiddet uygulayanların utanması gerekir” demişti.
AKP Kadın Kolları Başkanı ise Milliyet’e (Bkz: 14 Mayıs 2006) şunları söylemişti:
“Bu, kendi ailesiyle, özel hayatıyla ilgili bir konu... Aile içi bir ilişki... Bu konuda benim bir değerlendirmem olamaz. Söz hakkım olmadığını düşünüyorum.”
Bunu söyleyen Kadın Kolları Başkanı’nın adı neydi, hatırlıyor musunuz:
Selma Aliye Kavaf...
* * *
“Kolları kırık kadınlar!”
Hâlâ çözüm bekliyor musunuz?
Labels:
siyaset
Friday, June 12, 2009
Film, Kitap: Angels and Demons/ Melekler ve Seytanlar

Melekler ve Seytanlar, Dan Brown'in Da Vinci Kodu'ndan sonra beyaz perdeye aktarilan ikinci kitabi. Kitabi okuma hikayemiz soyle basladi. Mr.D ile ilk filmi gorup epey begenmistik. Ikinci filmin gosterime girmesinden bir hafta kadar once, o aralar elimizde zevkli bir kitap olmamasinin da etkisiyle Melekler ve Seytanlar'i seyretmeden once kitabini okumanin cok iyi bir fikir olduguna karar verdik ve kitabi edindik.
Melekler ve Seytanlar Dan Brown'in ikinci kitabi. Kronolojik olarak da aslinda Da Vinci Kodu'ndan once geliyor. Filmde Tom Hanks'in canlandirdigi semboloji uzmani Harvard Profesoru Robert Langdon karakteri ilk olarak bu kitapta karsimiza cikiyor. Hala duymamis olanlar icin kitabin konusu kisaca soyle: Illuminati adinda Vatican'in azili dusmani gizli bir orgut tam da yeni bir Papa'nin secilecegi gece ortaya cikar ve Vatican'a yerlestirdikleri bombayi patlatacagini ilan eder. Bu olayi cozmek de Harvard semboloji profesoru Langdon'a duser.
Bu kitabi gercek bir edebiyat eseri olarak dusunmektense surukleyici bir macera olarak degerlendirmekte fayda var. Oyle derin karakter betimlemeleri, sarsici diyaloglar, ruh analizleri falan yok kitapta. Ama cok surukleyici, kitabi insanin eline yapistiran, yuksek hizda bir macera var. Kitabi Mr.D ile birlikte okuyarak bir kac gun icinde bitirdik. Her zamanki gibi sonu biraz hayal kirikligiydi. Bendeki bu kitaplarin sonunu begenmeme olayi nereye kadar gidecek bilemiyorum.
Simdi filme gelelim: Filmi kitabi bitirir bitirmek izlemek tabi ki buyuk bir hataydi. Zamanin cogunu kendimizi filme kaptirmaktansa neyi nasil degistirmisler diye dusunerek gecirdik. Film ayni ana temayi izlemekle beraber, zaten karisik olan hikayeyi bir miktar da basitlestirmek adina bazi karakterleri cikarmis, bazi olaylari disarida birakmis, kitapta "yok artik" dedigimiz bazi olaylar da degistirilmis ki bu iyi olmus. Buna ragmen olay o kadar karisik ki, 2 saatlik bir filmde bunlari anlatmaya calisinca hersey biraz fazla basit, fazla tekduze, kisaca fazla Hollywood-vari olmus.
Dedigim gibi benim filmle ilgili bu dusuncelerim buyuk ihtimalle kitabin hemen arkasindan izlememden kaynaklaniyor. Ama yine de DA Vinci Kodu kadar basarili bir film gibi gelmedi bana. Buna ragmen kitabi da filmi de keyifli vakit gecirmek isteyenlere tavsiye ederim.
Wednesday, June 10, 2009
Kitap: Son Ada

Biriktirdigim kitaplari sonunda yavas yavas yaziyorum. Son Ada Zulfu Livaneli'nin son kitabi. Cennet bir ulkenin, cennet bir kosesinde sakin, sessiz, mutlu, neseli bir hayat suren ada sakinlerinin hayati ulkenin darbeci baskaninin emeklilik hayatini gecirmek icin adaya gelmesiyle cehenneme doner. Boyle yakin siyasi gecmisimizi ozellikle benim apolitik kusagima hatirlatan kitaplari seviyorum. Zaten cok kisa ve cabucak okunuyor, tavsiye ederim. Tabi zavalli ada halkina (insan, agac, marti) insan eliyle yapilan eziyeti okumayi iciniz kaldirabilirse...
Subscribe to:
Posts (Atom)