Bu haftasonu Freiburg’da vaftiz oglum Antoine ve ailesini agirladik. Cumartesi sabahi erken bir saatte geleceklerini biliyorduk, ustelik buraya varmalarina 40 km kala cep telefonumuza mesaj da atmislar ama yine de saat 9da kapi zili caldiginda kucuk capli bir panik yasadik. Neyse ki panigi cabuk atlattik, firina kosturup kahvaltiliklar aldik, misafirlerimizi de gunu de kurtardik!

Oglanlar cok buyumus, ozellikle sabah mahmurluguyla pek bir mahzun, pek bir soz dinler gorunuyorlardi. Soz dinledikleri gercek de, yine de cok enerjik, cok hareketliler. Iki gun icinde bunu yakindan gorme firsati bulduk! Cumartesi gununun buyuk bolumu sehri gezerek gecti.

Butun cocuklar gibi Francois ile Antoine de gezdikleri yerlerden birseyler almak istediler. Anne babalari bu konuda acayip otorite kurmuslar, hemen hicbir sey almadilar. Onlar dukkandan ciktiktan sonra biz gidip begendikleri seyleri gizli gizli aldik, verdik. Tamam kabul, biraz otorite kiricilik yaptik ama ne yapalim, kirk yilda bir goruyoruz.

Herr D. Fransizca konusmadigi icin, bunlar da hic ama hic Ingilizce bilmedikleri icin iletisim benim tercumemle, cogunlukla da boyle durumlarda hep oldugu gibi tarzancayla saglandi. Herr. D. ozellikle Antoine onu “Godfather” diye cagirinca pek keyiflendi!
Yogun istek uzerine Antoine bizim evde, oturma odasinda yatti. Once acaba “Korkar mi? Annesini arar mi?” diye endise ettik ama eve gelince Herr D. ile biraz bilgisayar oynadilar, sonra da kafasini koydugu gibi uykuya daldi, sabaha kadar da deliksiz uyudu!
Sabah yine bizim evde bulustuk. Antoine’in gece oynadigi bilgisayar oyununu abisine gostermek istemesi kacinilmazdi. Ortaya boyle goruntuler cikti. 


Tabi bilgisayari bulunca basindan kalkmak istemediler. Daha dun disarida oynamak icin yalvaran cocuklari neredeyse surukleyerek evden cikardik!:) Gol kenarinda gezinirken, tabi ki de ayaklarini gole sokmak istediler.

Kasla goz arasinda isler cigirindan cikti, en sonunda bizimkiler don gomlek yuzuyorlardi!


Ne kadar “isterseniz eve gidelim, uzerinizi degistirsiniz, kuru kiyafetler giyersiniz” dediysem de dinlemediler, uzerlerine kiyafetlerini gecirip gezmeye devam ettiler.
Ilk gordukleri andan itibaren deniz bisikletlerine hayran oldular, binmek icin israr edip duruyorlardi. Antoine ilk once direksiyona gecmek icin israr ettiyse de karsiyi gormeye boyu yetmedigi icin direksiyonu bana ve Herr D.ye birakti. Yine de neredeyse tum yol boyunca o pedal cevirdi! Normalde evde gunde 1 saat bisiklete biniyormus, onun icin bana misin demedi.

Eve donmeden once son duragimiz Japon bahcesiydi. Her su birikintisine yaptigimiz gibi buraya da ayaklarimizi sokmadan gecemedik:

Uyarilara aldirmadan selaleye tirmanma ne yazik ki Antoine’in dizini feci sekilde carpmasiyla sonuclandi.

Ama dondurma ve pastanin dindiremeyecegi hic bir aci olamaz. Biz de eve donup Antoine’a supriz yapip aldigimiz dogumgunu pastasini kestik, hediyesini verdik.
Ayrilik kismi biraz gozyasili gecti. Daha 6 saatlik yollari oldugu icin aksam 6 gibi yola koyuldular. Gerci Herr D. ve benim 6 dakika daha dayanacak halimiz kalmamisti. Gun yorgunluktan ve gunes carpmasindan yigilip kalmamizla sona erdi.