Showing posts with label kitap. Show all posts
Showing posts with label kitap. Show all posts

Monday, January 24, 2011

Ingiliz Donem Dramalari Serisi 3: North and South (Kuzey ve Guney)

Kuskusuz Ingiliz Donem dramasinin kralicesi Jane Austen. Yalniz benim son zamanlarda kesfettigim, okumaktan ve romanlarinin ekrana aktarilmis halini seyretmekten en az ayni miktarda haz aldigim baska bir Ingiliz romancisi daha var: Elizabeth Gaskell. Ingiliz Donem dramalarini tanitmaya basladigim yazi dizisinin bu ucuncu bolumunde size Elizabeth Gaskell'in en guzel romanlarindan biri North and South'u anlatmak istiyorum.

Kucuk bir not: Bir zamanlar TRT'de Amerikan Ic Savasi'ni anlatan bir dizi yayinlanmisti. O dizinin de adi Kuzey ve Guney idi. O da cok guzel bir dizi olmakla beraber, bununla bir alakasi yok!)


Elizabeth Gaskell, Jane Austen'dan bir sonraki kusaktan geliyor sayilir. Austen en unlu eserlerini 1800lerin basinda yaratirken, Gaskell'in en verimli cagi 1850-65. Gaskell da Austen gibi alti tane roman yaziyor. Bunlari hem kullandigi kivrak dil, hem de karakterleri acisindan Austen'inkilere benzetebiliriz. Yalniz Gaskell Austen'in icinde kaldigi dar cevreyi asip, bambaska bir sosyal ve ekonomik cevreye girmeyi basariyor. Bu sure icinde Ingiltere'de kapitalizm iyice yerlesmis, ozellikle tekstil uretimi almis basini gitmis. Gaskell'in romanlarinda da esini Charles Dickens'da gorecegimiz bir sosyal ve ekonomik bilinc bas gostermeye basliyor. Isci kesimi, ustelik de kendi diliyle edebiyata giriyor.


North and South bu konuyu isliyor. Kitap, Kuzey ve Guney adindaki basligindan da anlasilacagi uzere, Ingiltere'nin endustrilesmis, hizla gelisen ve degisen kuzey kesimi ile, varlikli, hayatin bir onceki yuzyildan cok da farkli olmadigi guney kesimi arasindaki celiskiyi anlatiyor. Kitabin kahramani Margaret Hale, guneyden ailesi ile birlikte tekstil sehri Milton'a gelip yerlesir. Margaret'in bir din adami olan babasi, kilise ile bagini koparinca, tek gecim yolu olarak Milton'a gelip fabrika sahiplerinin cocuklarina ders vermeyi bulmustur. Burada Margaret guneydekinden cok farkli bir hayatla karsilasir: sabahtan aksama kadar fabrikalarda calisan, erkekler, kadinlar, cocuklar, hayatlari para kazanmaya adanmis fabrika sahipleri, yoksulluk, grev... Ailesi Milton'a alismaya calisirken, Margaret de her kesimden insanla arkadasliklar kurar. Ama hayatina giren en farkli kisilik fabrika sahibi John Thornton'dir. Once fikirleri birbirine tamamen zit dusen bu iki insan, zaman icinde birbirlerini sevmeye baslarlar.


Kitap 2004 yilinda, sagolsun bize harika yapimlar sunmaya devam eden BBC tarafindan televizyona aktarilmis. Dizi, kitabi cok yakindan takip ediyor. Bir kac ufak tefek seyi atlayip degistirmislerse de aslina sadik kalmislar. Dizinin gorsel yani kitaba ayri bir derinlik getirmis. Fabrikalardaki kosullar, ozellikle havada ucusan pamuklar bazi sahneleri gorsel bir solene donusturmus. Tabi artik farketmissinizdir ki, benim icin bu yapimlarin basarisini belirleyen en onemli etkenlerden biri basroldeki oyuncularin kimyasi. Basrollerdeki Daniela Denby-Ashe ile Richard Armitage gercekten rollerinin hakkini veriyorlar, izlemeye doyamiyorsunuz.

Dizinin tamamini, youtube'da bulabilirsiniz. Eminim cok begeneceksiniz!

Ingiliz Donem dramalarini tanitmaya basladigim yazi dizisinin birinci ve ikinci bolumlerine buradan bakabilirsiniz:
1. Bolum
2. Bolum

Monday, January 03, 2011

Ingiliz Donem Dramalari Serisi 2: Sense and Sensibility (Akil ve Tutku)

Ingiliz Donem filmleri serimize kaldigimiz yerden devam ediyoruz. Jane Austen ile baslamisken, yine onunla dizimizi surdurelim. Austen'in cok sevilen bir diger kitabi Sense and Sensibility, Turkce'ye cevirisiyle Akil ve Tutku, Kul ve Ates (bu Nihal Yeginobali'nin cevirisinin basligi oldugu icin bir bildigi vardir herhalde diyorum). Jane Austen'in yayinlanmis ilk kitabi bu.
Pride and Prejudice'de karsilastigimiz bazi temalari burada yeniden gozlemliyoruz. Sense and Sensibility de Ingilizlerin kati veraset kurallari yuzunden ortada kalip yoksul dusen bir soylu ailesinin hikayesini anlatiyor. Mr. Dashwood olunce butun varligi ogluna kalir. Mr. Dashwood'un ikinci karisi ve bu evlilikten olan uc kizi uzaktan bir akrabalarinin evine tasinip az bir varlikla hayatlarini idame ettirmek zorunda kalirlar. Kitap, Mr. Dashwood'un iki buyuk kizi, karakterleri birbirine tamamen zit Elinor ve Margaret ile onlarin mustakbel talipleri etrafinda donuyor. Elinor, uvey kardeslerinin kayinbiraderi Edward Ferras ile yakinlasirken, Margaret Willoughby'e asik. Bu arada varlikli ve bekar Colonel Brandon da Margaret'e asik oluyor ama Margaret 35 yasinda oldugu icin onu cok yasli bulup yuz vermiyor! :)

Sense and Sensibility de bir cok kez peyaz perdeye aktarilmis. Ben yine en onemli iki versiyondan bahsetmek istiyorum.

Birincisi 1995 yapimi film. Bu film tam bir yildizlar gecidi. Ailenin akli basinda, duygularina her daim hakim buyuk kizi Elinor'u Emma Thompson, romantik, kalbinin goturdugu yere giden, patavatsiz kizi Marianne'i Kate Winslet canlandiriyor. Her iki aktris de bu filmle Oscar'a aday oldu. Durun durun, bu kadarla da bitmiyor. Elinor'un sevdigi Edward Ferrars'i da Hugh Grant oynuyor. Gercekten keyifli, guzel bir film.

Tabi kili kirk yaracak olursak bu filme bir suru kulp bulamaz miyiz, buluruz. Mesela Emma Thompson hic suphe goturmeyecek kadar mukemmel bir oyuncu olmasina ragmen, Elinor icin biraz yaslica kacmis. Hugh Grant her zamanki gibi cok sempatik ama Elinorla aralarindaki cekim bir turlu perdeye yansimiyor. Kate Winslet'e hic laf yok, muhtesem.
Tam da bir Hollywood yapimi turnayi gozunden vurmusken, Ingilizler neden tekrar ayni hikayeyi neden filme alir degil mi? Ama evet BBC yine yapacagini yapmis ve 2008 yilinda Sense and Sensibility'i tv serisi olarak yeniden cekmis. Hem de bu kadar iy ive kaliteli bir yapimla karsiliastirilmayi goze alarak. Sonucsa gercekten yine fevkalade.

Oyuncularin hicbiri kendi baslarina bir Emma Thompson, bir Kate Winslet degil ama hep birlikte cok basarili bir is cikariyorlar. Edward ve Elinor hem birbirlerine, hem rollerine cok yakismis, harika bir cift olmuslar.

Eee bir de dizi yaklasik uc saat suruyor ki, bu anlamda bize filmin iki kati kadar kesintisiz eglence sunuyor. "BBC Sense & Sensibility 2008" diye ararsaniz, bu diziyi de youtube'dan bulabilirsiniz. Iyi seyirler!

Wednesday, December 29, 2010

Ingiliz Donem Dramalari Serisi 1: Pride and Prejudice (Ask ve Gurur)

Ailecek aksamlari film seyretmek en sevdigimiz seylerdendir. Mr. D ve benim zevklerimiz de bu konuda cogunlukla birbiriyle ortusur. Yalniz, benim cok sevdigim, Mr.D'nin nefret ettigi, ona hicbir kosul altinda izletemeyecegim bir tur var: Ingiliz donem dramasi. Gerci hepsinden de hoslanmiyor degil ama ozellikle romantik olanlarina siddetli bir nefret duyuyor. :) Onumuzdeki bir kac yazida en sevdigim donem dramalarini sizlere anlatmak, bilmeyenlere tanistirmak, bilenlerin ama unutanlarin hafizalarini calistirmak istiyorum.

Ingiliz donem dramasinin kralicesi tabi ki Jane Austen.

18.yy'in sonu, 19.yy'in basinda yasayan Austen, bu sure icinde Ingiliz edebiyatina alti adet roman armagan ediyor. Cogunlukla soylu sinifi konu alan romantik kitaplari, gercekci anlatimi ve basarili kadin karakterleriyle bize 1810lardan el salliyor. Bir ara seksen gunde devr-i alem misali Ingiltere'yi karis karis gezen Gokcecigim surada ve surada Jane Austen muzesini gezdigini anlatmisti.

Austen'in en iyi bilinen kitabi suphesiz Pride and Prejudice. Turkceye Ask ve Gurur, Gurur ve Onyargi gibi cesitli isimlerde cevirilmis olarak bulabilirsiniz. Kitap Londra yakinlarinda yasayan Bennet ailesinin, ozellikle de iki kizlari Jane ve Elizabeth'in etrafinda donuyor. Mr. Bennet'in oglu olmadigindan kendisi olunce butun malvarligi yegenine kalacak, aile de bir nevi ortada kalacaktir. Bu yuzden Mrs. Bennet'in butun zamani ve enerjisi kizlarina zengin birer koca bulmaya adanmistir. Zengin ve bekar Mr. Bingley ve onun en az kendisi kadar yakisikli ve zengin arkadasi Mr. Darcy'nin yakinlardaki Netherfield'e tasinmasiyla ailenin yasami bir anda hareketleniverir. Austen bizlere, akilli ve sivri dilli Elizabeth ile sagduyulu ama fazlasiyla gururlu Mr. Darcy arasinda kurdugu surukleyici ask iliskisiyle muhtesem bir edebiyat soleni sunuyor.

Kitap sadece gercekci degil zevkli ve eglenceli de oldugu icin sayisiz kere bire bir beyaz perdeye aktarilmis, bir o kadar da esinlenme film yapilmis. En akilda kalici iki projeden biri 2005 yapimi Hollywood filmi:

Bu filmde Elizabeth Bennet'i Karayip Korsanlari filmindeki Elizabeth Swann roluyle yildizi parlayan, Ingiliz sinemasinin son yillardaki en basarili cikis yapan aktristlerinden Keira Knightley canlandiriyor. Mr. Darcy'i ise daha sonra "Pillars of the Earth" gibi muhtesem bir tv dizisinde basarili bir oyunculuk cikarirken gorecegimiz Matthew Macfadyen oynuyor.


Zaten benim gibi Keira Knightley'den pek hoslanmiyorsaniz, bu film maca 1-0 yenik basliyor. Her ne kadar Keira Knightley Elizabeth Bennet karakterinin akilli, enerjik, sivri dilli yanini basariyla canlandirsa da, Elizabeth'in bir de duygusal yani var. Mr. Darcy'i aslinda sevdigini, ona haksizlik yaptigini anladigi andan itibaren, Elizabeth'in bu yanini gormeye baslamamiz lazim ki, Keira Knightley bu acidan bence sinifta kaliyor. Bundan ote de Mr. Darcy ve Elizabeth bir baslarina guzel sahneler cikarsalar da, ne yazik ki birlikte olduklari sahnelerde aralarindaki cekim gucunu bir turlu hissedemiyoruz. Buna ragmen, bu versiyonun guzel yanlari da yok degil. Mesela, Jane ve Mr. Bingley cok inandirici ve sevimli bir cift olmuslar, onlari izlemeye doyamiyoruz. Mr.Bennet rolunde Donald Sutherland harika bir is cikariyor. Son zamanlarda cok basarili islere imza atan, hatta Oscar'a aday olan Carey Mulligan'in da ilk filmi bu ayni zamanda. Onu da Kitty Bennet rolunda izleyebilirsiniz. Bir cok acidan bu filmi basarili Jane Austen yapimlari arasinda sayabiliriz. Ama maalesef 1995 yapimi BBC uyarlamasinin eline su dokemiyor.



Bu tv dizisinde basrolleri Jennifer Ehle ve Colin Firth paylasiyor.



Herseyden once tv dizisi formatinda oldugu icin, hikayeyi bolmek, kisaltmak zorunda kalmamislar. Dizi kitabi bire bir takip ediyor. Ayrica karakterleri gelistirmek, aralarindaki iliskileri aciklamak icin de yeterince zaman bulmuslar. Ama herseyden onemlisi sanki Jane Austen Mr. Darcy karakterini yazarken aklinda Colin Firth varmis gibi, karakter ve aktor birbirine tipa tip oturmus. Elizabeth ile de aralarinda muthis bir uyum, iletisim ve cekim gucu var. Kisacasi bu turun en ama en guzel ornegini izlemek istiyorsaniz, bu diziyi kacirmayin. Youtube'a erisimi olanlar icin, suradan basindan sonuna kadar izleyebilirsiniz.

Duzeltme: Yukaridaki linkten butun bolumleri maalesef izleyemiyormusuz. Bazi parcalar kaldirilmis. :(
Ekleme: Bu dizinin jenerik muzigi de ayrica harika, bahsetmeden gecmek istemedim.

Friday, April 09, 2010

Kitap: Assassin's Apprentice/ Suikastcinin Ciragi


Bu kitabi okurken o kadar cok sevdim ki, unutmadan hemen yazmak istiyorum. Aslinda unutmama da imkan yok cunku birinci kitabi bitirir bitirmez siradakine basladim.

Assassin's Apprentice (Suikastcinin Ciragi) Robin Hobb'un Farseer serisinin ilk kitabi. (Bu arada ilginc bir sekilde serinin ismini Turkce'ye cevirmemisler. Farseer bas karakterin soyismi olmakla beraber Uzagigoren manasina geliyor.)
Kitabin bas karakteri Fitz, Prens Chivalry'nin evlilik disi cocugudur. Sarayda babasinin en guvendigi adami Burrich tarafindan yetistirilmesine ragmen, saray esrafi tarafindan kucuk gorulur, dislanir. Buna ragmen Fitz'in damarlarinda soylu bir kan akmaktadir. Kral tarafindan kendisine tehlikeli bir gorev verilen Fitz, bunu yerine getirirken hem kendisinin hem de tum kralligin kaderini degistirecek bir rol oynamaya hazir midir?

Fantazi turunde kitaplari cok okumuyorum aslinda. Yuzuklerin Efendisi'nin sadece birinci kitabini okumustum. Hobbit'i zor zar bitirmistim. Nedense bunu cok sevdim. Belki Ender'in Oyunu'nda oldugu gibi bu kitabin da bas karakteri cocuk oldugu icin basindan gecen olaylara bu kadar ilgi duydum. Fitz gozumuzun onunde serpilip, babasinin sanina yakisan akilli ve dirayetli bir genc adam oluyor.

Kitabin cok begendigim iki yani var. Birincisi, kraliyet ailesinin adina Skill neden bir yetenegi var. (Turkce'ye Irfan diye cevirmisler). Bununla insanlari etkileyebiliyorlar. Zaten hikayenin bir kismi da Fitz'in bu melekeyi ogrenmeye calismasiyla ilgili. Ikinci yani, Turkce'ye cevrilirken kaybolmus olabilir. Soylu ailenin isimleri sadece siradan isimler degil, ayni zamanda karakter ozellikleri: Shrewd (Uyanik), Chivalry (sovalye), Verity (Gerceklik), Regal (Krallara layik, gosterisli), Patience (sabir), vs. Hemen herkesin isminin karakterine ne kadar yakistigini dusunduruyor yazar.

Guzel olmus Robin Hobb, ellerine saglik!:)

Monday, January 18, 2010

Alacakaranlik serisi hakkinda bir yazi

Blogun en cok okuyucu ceken iki yazisi hic kuskusuz Stephenie Meyer'in Alacakaranlik Serisi hakkinda yazdigim bu iki yazi oldu:

Kitap: Twilight Saga/ Alacakaranlik serisi - 1
: 2. kitabi anlatan yazim.
Kitap: Twilight Saga/ Alacakaranlik serisi - 2: 3. ve 4. kitaplari anlatan yazim.

Simdi bu yaziyi daha once yazdigim iki yaziyi yeniden pazarlamak icin kaleme almadim haliyle. Google'un analytics programi sayesinde blogunuza gelen giden okuyucularla ilgili epey bilgi ogrenebiliyorsunuz. En eglenceli seylerden bir tanesi de blogunuzu "google" gibi arama motorlarindan bulup gelen okuyucularin, arama motoruna hangi kelime ve cumleleri yazdiklarini gostermesi.
Siz de benim gibi eglenesiniz diye, bir kismini burada bir araya getirdim. Pazartesi eglencesi olsun. Not: Yazim hatalarini ozellikle duzeltmiyorum!

Oncelikle sunu soyleyeyim bir cok akli basinda, normal arama var: alacakaranlik romani, alacakaranlik kitap serisi gibi.

Bir kisi 2. el kitap yazarak gelmis, onun icin kucuk bir arastirma yapmadan gecemedim. Amerika'da coook yaygin olan ikinci el kitap alim satimi sanirim Turkiye'ye ancak yavas yavas geliyor. Iki adet site buldum:
Eski Kitap
Kitap Yeri
Bu iki siteden de daha once alisveris yapmadim. Musteri servisleri iyi midir, guvenilir midir bilemiyorum. Denemis olanlar lutfen yorum biraksinlar. Bence ikinci el kitabi sahaflardan almanin da keyfi baskadir zaten.

Sonra cumle cumle arayanlar var:
alacakaranlık karakterlerinin olduğu hikayeleri
alacakaranlık serisinin devam hikayeleri
twilight kitap serisinin sonu
twilight serisinin yazılmamış kitabı
vampir ailesi
vampirli kitap serisi bella edward

soru soranlar:
alacakaranlık kitabı ilk kaç yılında yapıldı
alacakaranlık kitabı ne bahsediyor
alacakaranlık kitap serisi hangi kitapcılarda
alacakaranlık serisinde neler oluyor
alacakaranlık serisinin kitapları cıktımı

Ama en cok merak edilen nokta bella ile edward'in iliskisinin gidisati:
edward ve bella evlendi
bella evlimi
bella ile vampir gerçekten evlendimi
bella ve edward hangi kitapta evlenecek?
edward ve bella hangi kitapta çocuk sahibi oluyor
edwart ve bella hangi kitapta evlenecek

Umarim biraz eglenmissinizdir. Herkese iyi pazartesiler!

Monday, December 21, 2009

Kitap: A Philosophical Investigation/ Felsefi bir Sorusturma



Kitap 2010lu yillarda gecen bir cinayet oykusu. Bu alternatif gelecekte bilimsel gelismeler insanlari suca tesvik eden biyolojik etkenleri bulmus. Bu etkenleri tasiyan erkekler Lombroso programi adi altinda her katilimciya bir filozof ismi verilerek kayit altina alinmis. Tedbir olarak gozlem altinda tutuluyorlar ve suca meyletmeleri engelleniyor. Oyku bu programi kirip program katilimcilarinin gercek isimlerini ele geciren, Wittgenstein ismini kullanan seri katil ve onu yakalamak icin ugrasan bir polis detektifi arasinda geciyor.
Yer yer biraz yavaslasa da ilginc, felsefi ogelerle dolu, surukleyici bir cinayet romani. Sonu biraz beklenmedik sekilde ve ozensizce hizli baglanmis gibi gelse de bana (mesela karakterlerin arasinda gelisen bag cok da aciklanmamis), icinde suc islemeye surukleyen biyolojik etkenler, koma cezasi gibi insani dusunduren cok kavram var.

Thursday, December 03, 2009

Kitap: Twilight Saga/ Alacakaranlik serisi - 2

Eveeet. Alacakaranlik Kusagi serimize kaldigimiz yerden devam ediyoruz. Birinci ve ikinci kitaplardan bahsettigim ilk yazi burada. Yine kitabin konusunu ve hatta sonunu acik acik yazabilirim, ogrenmek istemiyorsaniz yaziyi okumamanizi tavsiye ederim.



Serinin ucuncu kitabi Eclipse. Bu kitapta artik Edward ve Bella gonul rahatligiyla beraberler. Bella liseyi bitirecek ve Alice ona kitaptan anladigimiz kadariyla muhtesem bir mezuniyet partisi duzenliyor. Ama uyuz kizimiz her zaman oldugu gibi bu partiyi de Alice'in burnundan getiriyor. Ne mizmiz, ne kadir kiymet bilmez bir karakter bu Bella anlamis degilim. Ama sanirim bir cok yonden o yaslardaki siradan bir genc kizdan farksiz, hani o yaslarda (kendimden biliyorum) insanlar ne yapsalar sana yaranamazlar ya! Bir de bu ailenin hepsi vampir olmak suretiyle o lise yillarinda takilip kalmislar, trajediye bakar misiniz!?!
Bu kitabin konusu soyle: Ilk kitapta Bella'nin pesine dusen ve bu sebepten Cullen ailesi tarafindan yakilarak yok edilen vampir James'in partneri Victoria oc almak amaciyla Bella'nin pesine dusuyor. (Zaten ikinci kitapta da bu tema biraz islenmeye baslamisti. Hatta asil hikayenin bu olacagini dusundurtmustu bize yazar ama son anda Edward'in kendini oldurtme hikayesini uydurarak cevirmisti kitabin gidisatini.) Victoria bu emelini gerceklestirmek icin eski ve tehlikeli bir yontem izlemis. Bir suru yeni vampir yaratmis ve bunlardan bir ordu kurmus. Yine burada ogreniyoruz ki yeni vampirler cok guclu, cok kana susamis, cok durdurulmaz oluyorlarmis. Bu kitabin bence en ilginc kisimlarindan biri daha once gecmisi ile ilgili fazla bir sey bilmedigimiz Jasper karakterini taniyoruz biraz.
Bu ucuncu kitapta Stephenie Meyer'in sosyo-kulturel ajandasi yavas yavas ortaya cikmaya basliyor. Malum Bella ikinci kitabin basindan itibaren takinti yapmis vaziyette. Edward 17 yasinda ama kendisi 17sini gecmis. Edward genc, yakisikli, citir dururken, kendisinin yaslaniyor olusunu bir turlu kabullenemiyor. Zaten hayatinin askini da bulmus, artik o da vampir olmak istiyor. Ikinci kitabin sonunda ailecek bir oylama yapmislar, Bella'nin da vampir olmasina karar vermislerdi. Edward da Bella'ya benimle evlenirsen seni ben vampir yaparim demisti, hatta ikinci filmin sonu da bu evlilik teklifiyle bitiyor. Bu kitapta Bella'nin kararsizligini gozluyoruz. Vampir olmak istiyor ama bir yandan da evlenmeye yanasmiyor. Kendisini boyle erkenden evlenip coluk cocuga karisacak bir kisi olarak dusunmuyormus, elalem ne dermis. Neyse sonunda Edward'in teklifini kabul ediyor.
Sanirim benim bu kitaplarla en buyuk sorunum bu. Stephenie Meyer'in yaptigi acikca genc yasta evliligi desteklemek. Ustelik de bunu yaparken Bella'nin mizmizmiz karakterinde erken evliliklere karsi cikan akli basinda insanlarin kesinlikle katilmayacagi argumanlar sunuyor. E be kadin, kimse demiyor ki insanlar genc yasta evlenmesin, cunku toplum sizi ayiplar! Tam tersine genc yasta evlenen insanlar evlenmeyenlere gore daha buyuk olasilikla okulu birakiyorlar, boyle olunca da kendilerine ekonomik olarak rahatlik getirebilecek yuksek maasli isler bulamiyorlar! Cok basit bir gercek bu! Insanlarin, ozellikle de kadinlarin sosyo-ekonomik ozgurluklerini kazanabilmeleri icin egitim, hatta yuksek egitim almalarinin elzem oldugu bir dunyada yasiyoruz! Ne yazik ki Bella'da bu konuda en ufak bir tik yok! Darthmouth gibi super bir okula girmesi icin sevgilisi Edward rusvet yedirmis, onunla bile azicik ilgilenmiyor.
Kitabin bence hic suphesiz en az gercekci sahnesi, vampir ordusuyla savasin arifesinde (ki vampirler ile kurtadamlar guclerini birlestirip bu yeni dogan ordusuna karsi birlikte savasmaya karar vermisler), savas meydaninin gerisindeki cadirda Bella, Edward ve Jacob arasinda gecen sahneydi. Yaa kizlar, kusura bakmayin ama kimsenin erkek arkadasi sevgilisi donmasin diye onun bas dusmaninin koynunda uyumasina izin vermez! Hayatin gercekligi budur!!!
Bu kitapta kurtadamlarin hayat partnerlerini secme surecini biraz daha anlatiyor yazar. Bunlar eslerini kendileri secmiyorlarmis da bir anlamda kendileri icin onceden secilmis eslerini buluyor, ilk goruste ask gibi falan. Ama ogreniyoruz ki, aslinda kurtadamlar sevgililerini bebekken bile bulabiliyorlarmis. Anlatirken boyle cok garip mi geldi? Inanin kitapta okurken insan cok daha fazla afalliyor. Burada da yazarin kucuk yasta evlilik yaninda, koca koca adamlarin kucucuk kizlarla yaptigi evllilikleri mesru gostermeye calistigini dusunmek cok ucuk bir tahmin olmaz.
Kitabin tek ama tek surukleyici bolumu Jacob'un kabilesi Quileutelerin hikayesinin anlatildigi kisim. Ben cok hos, cok mistik bir oyku oldugunu dusundum bunun (ayrica ozgun mudur, yoksa yazar bir yerden etkilenerek yazmis midir bilemiyorum) ama tabi Bella'nin da buradan yari akilli bir ders cikarmasi kacinilmazdi.



Serinin son kitabi Breaking Dawn. Bella karakterinin en kucuk bir cekiciligi var ise, bu kitapta tamamen gitmistir diye umut ediyorum. Lise ogrencisi siradan kizdan Bella evli barkli, cocuklu bir kadina donusuyor Bella bu bolumde! Her ne kadar vampir olmus, bir takim super gucler gelistirmis ise de, durumun ozu budur. Ev hanimi Bella! "Ya kizim senin ev kadinligiyla, evli barkli olmakla, cocuk sahibi olmakla bir alip alip veremedigin mi var?" diye dusunuyor olabilirsiniz. Yok aslinda! Ama ortaokul lise yasindaki genc kizlarin onune bunun ozenilecek tek sey olarak sunulmasina karsiyim! Tabi ki kimse Bella'yi kendine ornek almiyordur ama toplumun insanlara, ozellikle kadinlara, hemen goze carpmayan, incelikli imgelerle sundugu hikayeler ister istemez onlarin kendilerini ve toplumdaki yerlerini algilayisini degistiriyor. (Bakiniz bu konudaki baska yazilar burada ve burada)
Bu kitabin kurgu olarak en buyuk sorunu: Kitap neredeyse iki bambaska kisimdan olusuyor. Birinci yarida mizmiz Bella'nin bayiltici derecede sikici dugununu, balayini ve hamilelik hikayesini dinliyoruz. Jacob'in Bella'nin yari insan yari vampir bebegine asik olmasi (!) hikayesine hic soylenmiyorum bile. Kitaptaki sevilesi tek karakterin butun karizmasini bir darbede ezdi gecti! Kitabin ikinci yarisinda gercek aksiyon basliyor. Burada da ogreniyoruz ki cocuklardan vampir yapmak cok buyuk bir sucmus. Bir yanlis anlasilma sonucu Bella'nin bebeginin vampir bebek oldugu zannediliyor. Boylece taa Italya'dan kalkip Volturi ailesi Cullenlar'i cezalandirmaya geliyor. Bu vesileyle bir suru yeni karakterle tanisiyoruz. Bu kisim surukleyici yazilmis, bi nevi Marvel cizgi romani okuyormusum izlenimi yaratti bende. Ama hani vampirdi bunlar yaa? Bu super guclere, sirk numaralarina ne gerek vardi ki? Kitabin en kotu kismi da sonu hic suphesiz. O kadar hazirlandigimiz iyi(!) vampirlerle kotu vampirleri birbirine kirdiracak karsilasma bile okuyucuyu tatmin edemeden bitip gidiyor. Gerci ben boyle bir savas sahnesini yazabileceginden pek emin degilim S. Meyers'in. O acidan da yazmadigi iyi olmus olabilir.
Genel olarak kitap serisinin sorunu once bir dunya yaratmasi sonra bir bir bu kurallarin hepsini yikmasi: Vampirlerin cocugu olmuyor, dur bekle Edward'in oldu; yeni vampirler cok vahsi oluyor, durdurmasi imkansiz; dur bekle Bella bak ne guzel uyum sagladi!
Son olarak daha once kitabin din propagandasi yaptigini iddia etmistim. Stephenie Meyer mormon. Meyer kitabinin mormon propagandasi olmadigini, ama tabi ki anlattigi hikayenin kendi bakis acisindan ve degerlerinden etkilendigini soyluyor. Mormonlarla ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenleri once wikipedia'ya sonra da PBS'in cok egitici belgeseline yonlendiriyorum.(Amerika disindan seyretmek mumkun olmayabilir ne yazik ki!) Seyredin, karari siz verin.
Daha fazla sinirlerimi oynatmadan da bu yaziyi burada bitiriyorum. Gozumuz aydin!

Friday, November 20, 2009

Kitap: Twilight Saga/ Alacakaranlik serisi - 1



En sonunda Twilight serisini bitirdim ve gonul rahatligiyla yaziyorum.

Hemen daha ilk cumleden kendimi tekzip etmem gerekiyor:Bu seride su ana kadar yayinlanmis 4 kitap ve bugun itibariyle de iki adet film var. Ben ilk kitabi okumadim, atladim. Once filmi seyrettim, sonra da uc kitabi okudum.

Tekzipe de tekzip gerekti: Ben aslinda bu kitaplarin hic birine para verip almadim. Amerika'nin boyle cok guzel bir adeti vardir. Barnes and Noble, Borders gibi kitapcilarda saatlerce dolasabilir, istediginiz kitaplari ayakustu, koltuklara oturup hatta cafe'de masaya goturup okuyabilirsiniz. Ben de iste yaklasik yaz basindan beri haftasonlari kafede otururken kitaplarin ucunu de yavas yavas okudum bitirdim. Kendimi tebrik ediyorum!

Stephanie Meyer'in vampir hikayeleri serisinin ilk kitabi Twilight 2005 sonuna dogru piyasaya cikmis. Bense ilk kez adini ve methini 2008 basinda duydum. Kitap Amerika'da "young adult" denen genc okuyucular hedeflenerek piyasaya surulmustu. O yuzden once genc kizlar arasinda epey populer olup unlendi. Sonra zaten biliyorsunuz gecen sene bu zamanlar ilk film vizyona girdi. Biz Mr.D ile filmi sinemaya geldikten epey sonra izledik. Dogrusu filmi izledikten sonra bile neden bu kadar unlu, muthis, sahane olduguna akil erdiremedik. Ama malum Twilight firtinasi dinmek bilmiyordu. Bir kac yerde filmin aslinda kitap kadar iyi olmadigini, kitabin cok daha surukleyici oldugunu okuyunca karar verdim ki su Alacakaranlik fenomenini anlamak icin kitaplari okumak farz oldu. Simdi bu noktadan sonra filmin ve kitaplarin konusundan ve sonundan acik acik bahsedicem. "Ben hala okumadim yaa, sonunu soyleme!" diyenler yaziyi okumayi burada biraksin. Ayrica kitabi hem ciddi ciddi elestirip hem de fena halde dalga gecmeyi de dusunuyorum, dolayisiyla Twilight sevenleri de okumayi bu noktada birakabilirler.

Kitap vampirlerle ilgili. Malum, vampirler bir nevi halk hikayesi. Kitaplarinda vampir unsurunu kullanan her yazar bunlara baska ozellikler atfediyor. Stephanie Meyer'in vampirleri vucutlari parcalara ayrilip parcalar ateste yakilmadigi surece olumsuzler. Gunes vucutlarini yakmiyor ama gunese ciktiklari zaman paril paril parliyorlar, o yuzden insanlarin kendilerini farketmemesi icin gun isigindan uzak duruyorlar. (Ama bu bulutlu yerlerde yasamalarina engel degil mesela). Geceleri tabutlarina donup uyumalari gibi bir sey yok. Hatta aksine hic uyumak zorunda degiller. Cok gucluler, hizlilar, duyulari cok gelismis, hic yorulmuyorlar, hic yaslanmiyorlar. Sanki bu kadar mukemmel olduklari yetmezmis gibi bir de bazilarinin insanlarin dusuncelerini okumak, gelecegi gormek gibi ozel yetenekleri var. Vampirler burada da insan kani icerek besleniyorlar. Ama iclerinden bazilari vejeteryan olarak, yani insanlara zarar vermeden yasamayi secmis, bunlar hayvanlari avlayarak besleniyorlar.

Hikayenin ana kahramani Bella. Annesiyle babasi taa Bella kucukken ayrilmislar. Bella annesiyle Phoenix, Arizona'ya tasinmis. Simdi Bella'nin annesi yeni biriyle evlenmis, adamin isi oradan oraya dolasmasini gerektiriyor. Annesi de yeni kocasinin pesine takilmis, Bella'yi lisenin bitmesine 1 bucuk sene kala yerinden yurdundan ayirip babasinin yanina yollamislar. Bella'nin yeni okuluna, yeni evine, ne zamandir gorusmedigi babasina alismasi falan hikayenin arka planini olusturuyor. Bu arada Bella yeni okulunda vampir ailesi Cullen'larla ve iclerindeki bekar tek vampir olan (ki tam da Bella'nin yasindaymis, tesadufe bak!) Edward'la tanisiyor ve tabi ki de bu gizemli yabanciya asik oluyor. Burada kucuk bir not duselim. Normalde vampirler arasinda aile baglari falan yok. Yalniz Edward'in ailesi boyle aile gibi takiliyorlar.Insanlara anlattiklari hikaye bir anne bir baba ve onlarin evlatlik cocuklarindan olusan bir aile olduklari. Ama bu cocuklar aslinda birbirleriyle birlikteler ve insanlar da ya da en azindan onlarla birlikte liseye giden ogrenciler de bunun boyle oldugunu goruyor. (Ki zaten filmde Bella'nin arkadaslarinin birinin agzindan bu durumu yadirgadiklarini duyuyoruz). Kimse cocuk esirgeme kurumunu arayip, bunlari ihbar etmez mi?

Birinci kitabin konusu ozetle Bella Edward birbirlerine asik oluyorlar. Bella'nin pesine baska bir vampir takiliyor (ask mesk isleri degil, ciddi ciddi yemek istiyor bu vampir Bella'yi dogasina uygun olarak!). Edward da bir takim kovalamaca ve dovusten sonra Bella'yi kurtariyor. Sadece vampirlerden bahsediyor diye kitabi/filmi kucumsemek olmaz. Ne de olsa bizim kusagimizin da vampirleri vardi. Anne Rice'in kitabindan uyarlama "Vampirler Gorusme/ Interview with the Vampire" filmini gorup Brad Pitt, Tom Cruise hatta hatta Antonio Banderas'a bayilmayan var miydi? Hatta o filmin de bu kadar cazip olmasinin sebebi Brad Pitt'in oynadigi Louis karakterinin kendi canavar dogasindan nefret etmesi, daha hassas, insanlara deger veren onlarla birlikte yasamaya calisan bir vampir olmasi degil miydi? Yalniz Anne Rice'in vampirlerini bu kadar cazip yapan hepsinin ayri bir hikayesi, ic dunyasi, karisik ruh halleri olmasiydi. Twilight serisinde butun bunlarin yerini mizmiz liseli kiz Bella'nin "beni seviyor mu, sevmiyor mu?" dirdirdir ic konusmalari almis. Tabi bunun genc kizlara cazip gelmeyecegini iddia edemeyecegim. Filmin ve kitap serisinin basarisi hatirlanacak olursa genc kizlarin monoton hayatlarina girecek gizemli bir yabanciya gonullerini kaptirip hayatlarinin macerasina atilma olasiligina prim verdikleri apacik.

Gecen gun radyoda Anne Rice ile yapilan bir soylesiyi dinledim. Anne Rice uzun seneler vampir hikayeleri yazdiktan sonra 1998 yilinda Katolik dinine geri donmus ve vampir hikayeleri yazmayi birakmis. Simdi meleklerle ilgili yeni bir kitabi cikti piyasaya ve soylesi de onun uzerine yapilmisti. Tabi vampir furyasinin patlamasi uzerine Anne Rice'a su anda piyasadaki vampir kitaplari ile ilgili ne dusundugunu sordular. Artik kendisi vampir kitaplari yazmadigi icin karsilastirma yapmadan gonul rahatligiyla okuyabildigini soyledi. Ozellike Charlaine Harris'in "Southern Vampire Mysteries" serisini cok akillica buldugunu soyledi. (Bu seri True Blood adiyla HBO tarafindan gecen sene dizi yapildi. Vampir hikayesinin arkasinda irkcilik, tolerans, vs. gibi konular uzerinden bir cesit toplumsal kritik yapiyor - bu seri kendi blog yazisini hakediyor, o yuzden fazla uzatmayalim). Twilight icin ise gucsuz zayif kadin karakterin kendisini koruyacak kuvvetli, olgun bir kahraman aramasini anlatan bir ask hikayesi, bir nevi Jane Eyre dedi. Bu gozleme katiliyorum. Yalniz Stephenie Meyer'in yazarligini Charlotte Bronte ile karsilastirmak Meyer'e fazlasiyla iltifat olur.



Ikinci kitap New Moon. Bu kitabin basinda Edward Bella'yi terk ediyor. Bella muthis bir bunalimin icinde dusuyor. Kitabin ilk kisminda tamamen icimiz bunalmis bir sekilde hayatinin aski tarafindan terk edilmis Bella'nin hikayesini okuyoruz. E tabi kimse ona demezse "lise aski insanin hayatinin tek aski degildir, biraz agla, biraz sizlan sonra topla kendini, onunde cok uzun seneler var, okuluna git, derslerine calis, universiteye git, oku, ogren, kendi kendine yeten, ayaklarinin uzerinde duran, guclu bir kadin ol!" olacagi budur. Neyse Bella'nin imdadina Jacob yetisiyor.Bir kurtadam olan Jacob ozellikle bu kitapta cok sevimli bir karakter, Bella'ya asik oldugu da taaa en basindan beri belli ama bir tek bizim aptal kizimiz Bella'nin bundan haberi yok. Yani aslinda bence var da yokmus gibi davranmak daha cok hosuna gidiyor. Neyse, daha fazla uzatmayayim. Bir sekilde Bella'nin oldugunu sanan Edward kendini oldurtmek icin cok guclu bir vampir ailesi Volturiler'e gidiyor. Amaci kendini teshir etmek boylece de insanlara vampirlerin varligini gostermek. Volturiler onu durdurmak icin oldurecekler, buna karar veriyor. Bella da olacaklari engellemek icin Edward'in pesinden Italya'ya gidiyor.

Ne yani, bu film hani vampirler ustuneydi, kurtadamlar nerden cikti demeyin. Zaten bu kitaplar tamamen son anda ortaya cikan suprizler uzerine kurulu, kurgusu cok zayif yani, oyle boyle degil. Mesela son dakikaya kadar hikayeyi kurtadamlar uzerinden kurup kitabin son donemecinde yon degistirmesi bunun en bariz ornegi. E peki madem oyle bu kitaplari okumaya neden devam ettin, diye sorabilirsiniz! Kurgunun, karakterlerin zayifligi, hatta yazarin kullandigi dilin kliselerden olusmasi bir yana, Stephanie Meyer nasil surukleyici yaziyor anlatamam! Bir yandan sinir olup bir yandan da sayfalari birbiri ardina ceviriyorsunuz, cunku arkasindan ne gelecegini cok merak ediyorsunuz. Kendisini bu acidan gercekten cok takdir ettim, bir nevi vampir dunyasinin Dan Brown'u! Genc kizlara yazilmamis, din propagandasi dolu olmayan bir kitap yazsa da basarili (basariyi satilan kitap sayisi ve maddi getiri ile olcecek olursak) bir yazar olabilir.

Bu son paragraftaki "din propagandasi" da nedir diye merak ediyorsaniz, anlaticam. Yalniz lafi cok uzattim, o da bir sonraki yaziya kalsin.

Monday, November 09, 2009

Kitap: Dante Kulübü (Dante Club) ve 4'ün Kuralı (The Rule of Four)

Ne zamandir usengeclikten yine bloga yazi koyamadim. Bu yazida iki kitap anlatarak kendimi affettirmeyi planliyorum. Bu iki kitap da hemen hemen ayni turde (polisiye roman) o yuzden de onlari bir arada anlatmakta fayda var.



Dante Kulübü (Dante Club) 2003’de piyasaya cikmis, cok unlu olmus ve ardindan gelen bu tur edebi polisiye kitaplarin onunu acmis. Kitap 1865 yilinda Boston’da geciyor. Harvard Universitesi’nin emekli profesoru ve Amerika’nin en unlu ozanlarindan biri Henry Wadsworth Longfellow, Dante’nin Ilahi Komedya kitabini Italyanca’dan Ingilizce’ye cevirmeye baslamis. Etrafinda yine Dante heveslileri baska Harvard Universitesi hocalari var ve bunlar bir Dante klubu olusturmuslar, hizla Dante’yi Amerika’ya tanitacak bu eseri tamamlamaya calisiyorlar. O sirada Boston’da bir takim cinayetler islenmeye basliyor. Klup uyelerimiz farkediyorlar ki bu cinayetler aslinda tam da Dante’nin kitabinin cehennem bolumunde anlattigi cezalar gibi islenmis, yani birileri Dante’nin cezalarini hayata geciriyor. Boylece bir cesit edebi katilin pesine dusuyorlar.
Dogrusu ben bu kitabi yaz basinda aldim ve bir kac kez baslayip baslayip biraktim. Nedense ilk bolum son derece de surukleyici olmakla beraber, ikinci bolumun basindaki 5-10 sayfalik kismi bir turlu gecemedim. Sonra bir gece hadi bir hirsla su bolumu atlatayim diyerek basladim okumaya ve gercekten cok keyifle, sonunu oldukca merak ederek okudum. Sanirim ilk bolumde bu kadar takilmamin sebebi bir cok karakterin bir anda okuyucuya tanistiriliyor olmasi ama yazar bir yandan da birbirinden kolaylikla ayirt edilecek, aklimizda yer eden karakterler yazamamis, en azindan kitabin giris kisminda. Unutmadan, kitap karakterleri gercek hayatta yasamis kisiler, zaten yazar da onlar hakkinda epey arastirma yapmis ama cinayet temasini kendi uydurmus.
Genel olarak surukleyici olmakla beraber kitabin buyuk bir problemi var ve daha sonra okudugum bir cok yorum da ayni sorunu dile getiriyordu. Iyi bir polisiye roman okuyucuya katilin/suclunun kim oldugunu anlayabilecegi kucuk ipuclari birakir ki sonunda ortaya suclu ortaya ciktiginda okuyucu “hadi be!” desin, ya da onceden tahmin edebildigi icin kendini tebrik etsin. Ne yazik ki bu kitapta katil daha onceden hic bilmedigimiz, tahmin etmemize imkan ihtimal olmayan bir karakter. Dolayisiyla kitabin sonu bu acidan biraz hayal kirikligi oluyor. Bir de Amerikan ic savasi ile ilgili bir alt soylemi var kitabin ki bazi kisimlarda cok gerekli miydi bundan bahsetmek diye dusunduruyor insani.



4’un Kurali (Rule of Four) iste Dante Kulubu’nun basarisi uzerine yazilmis kitaplardan. Bu kitap da 15. yy’da yazilmis gizemli bir kitabin sirrini cozmek uzerine kurulmus. Kahramanlarimiz dort tane Princeton ogrencisi oda arkadasi. Kitabin ana kahramani Tom’un babasi profesormus ve hayatini bu kitaba adamis. Tom yillar sonra Princeton’a ogrenci olarak geliyor. Oda arkadasi Paul da tipki Tom'un babasi gibi bitirme tezini bu kitap uzerine yazmaya karar veriyor ve bu arada kitaba ve onun gizemine kapiliyor. Peki kitabin icinde barindirdigi sir ne?
Dogrusu ben bu kitabi Dante’den once okudum. Ozellikle bazi diyaloglar ve sahneler cok amatorce yazilmis gibi geldiyse de genel olarak eski bir kitabin gizeminin pesinde kosma hikayesini cok sevdim. Tabi sonra Dante’yi okuyunca gordum ki bu aslinda yeni bir sey degilmis, Matthew Pearl bu isi cok daha ala bir sekilde Dante’de yapmis. O yuzden size de tavsiyem bu kitaptan gercekten zevk almak istiyorsaniz Dante’den once okuyun. Yalniz obur kitaptan onemli bir farki universite ogrencisi karakterler cok daha sevimli ve akilda kalici. Ozellikle o yaslarda tanidiklariniz varsa onlara tavsiye edebilirsiniz. Ya da benim gibi her dakika universite ogrencileriyle hasir nesir oluyorsaniz siz de kitabi daha cok begenebilirsiniz.

Saturday, September 05, 2009

Kitap: Maraz



Bu kitabi ben istetmedim Turkiye'den. Ablacigim kendisi buraya gelirken okumak icin getirmis; kendimi acindirarak kitabi bana vermesini sagladim.:)
Son zamanlarda okudugum bir kac Turkce kitabi yarisinda bikip yarim biraktigim icin bu kitaba buyuk umutlarla baslamadim ama Hande Altayli beni sasirtti.
Kitap, simdi birer eriskin olmus, kendi tekduze (ya da karmasik!) hayatlarini suren bir grup cocukluk arkadasinin, aralarindan birinin cenazesinde bir araya gelmeleriyle basliyor ve bize yasamlarinin bir kesitini sunuyor. Karakterler nasil canli cizilmis, nasil gercekci tipler. Ilk 10 sayfasini okumak icin elime aldigim kitabi yarisini okumadan birakamadim. Mukemmel bir tatil kitabi, yaz bitmeden edinin!:)
Hande Altayli'nin "Aska Seytan Karisi" adinda bir de ilk romani varmis ki, onu da okumus olanlar varsa ne dusundugunuzu paylasirsaniz sevinirim.

Friday, June 12, 2009

Film, Kitap: Angels and Demons/ Melekler ve Seytanlar


Melekler ve Seytanlar, Dan Brown'in Da Vinci Kodu'ndan sonra beyaz perdeye aktarilan ikinci kitabi. Kitabi okuma hikayemiz soyle basladi. Mr.D ile ilk filmi gorup epey begenmistik. Ikinci filmin gosterime girmesinden bir hafta kadar once, o aralar elimizde zevkli bir kitap olmamasinin da etkisiyle Melekler ve Seytanlar'i seyretmeden once kitabini okumanin cok iyi bir fikir olduguna karar verdik ve kitabi edindik.

Melekler ve Seytanlar Dan Brown'in ikinci kitabi. Kronolojik olarak da aslinda Da Vinci Kodu'ndan once geliyor. Filmde Tom Hanks'in canlandirdigi semboloji uzmani Harvard Profesoru Robert Langdon karakteri ilk olarak bu kitapta karsimiza cikiyor. Hala duymamis olanlar icin kitabin konusu kisaca soyle: Illuminati adinda Vatican'in azili dusmani gizli bir orgut tam da yeni bir Papa'nin secilecegi gece ortaya cikar ve Vatican'a yerlestirdikleri bombayi patlatacagini ilan eder. Bu olayi cozmek de Harvard semboloji profesoru Langdon'a duser.

Bu kitabi gercek bir edebiyat eseri olarak dusunmektense surukleyici bir macera olarak degerlendirmekte fayda var. Oyle derin karakter betimlemeleri, sarsici diyaloglar, ruh analizleri falan yok kitapta. Ama cok surukleyici, kitabi insanin eline yapistiran, yuksek hizda bir macera var. Kitabi Mr.D ile birlikte okuyarak bir kac gun icinde bitirdik. Her zamanki gibi sonu biraz hayal kirikligiydi. Bendeki bu kitaplarin sonunu begenmeme olayi nereye kadar gidecek bilemiyorum.

Simdi filme gelelim: Filmi kitabi bitirir bitirmek izlemek tabi ki buyuk bir hataydi. Zamanin cogunu kendimizi filme kaptirmaktansa neyi nasil degistirmisler diye dusunerek gecirdik. Film ayni ana temayi izlemekle beraber, zaten karisik olan hikayeyi bir miktar da basitlestirmek adina bazi karakterleri cikarmis, bazi olaylari disarida birakmis, kitapta "yok artik" dedigimiz bazi olaylar da degistirilmis ki bu iyi olmus. Buna ragmen olay o kadar karisik ki, 2 saatlik bir filmde bunlari anlatmaya calisinca hersey biraz fazla basit, fazla tekduze, kisaca fazla Hollywood-vari olmus.

Dedigim gibi benim filmle ilgili bu dusuncelerim buyuk ihtimalle kitabin hemen arkasindan izlememden kaynaklaniyor. Ama yine de DA Vinci Kodu kadar basarili bir film gibi gelmedi bana. Buna ragmen kitabi da filmi de keyifli vakit gecirmek isteyenlere tavsiye ederim.

Wednesday, June 10, 2009

Kitap: Son Ada


Biriktirdigim kitaplari sonunda yavas yavas yaziyorum. Son Ada Zulfu Livaneli'nin son kitabi. Cennet bir ulkenin, cennet bir kosesinde sakin, sessiz, mutlu, neseli bir hayat suren ada sakinlerinin hayati ulkenin darbeci baskaninin emeklilik hayatini gecirmek icin adaya gelmesiyle cehenneme doner. Boyle yakin siyasi gecmisimizi ozellikle benim apolitik kusagima hatirlatan kitaplari seviyorum. Zaten cok kisa ve cabucak okunuyor, tavsiye ederim. Tabi zavalli ada halkina (insan, agac, marti) insan eliyle yapilan eziyeti okumayi iciniz kaldirabilirse...

Tuesday, June 09, 2009

Kitap: Ender's Game / Ender'in Oyunu


Aslinda bilim kurgu turune cok fazla ilgi duymuyorum. Filmleri Mr.D ile birlikte seyrediyorum ama kitaplari merak edip de elime almamistim. Bir kac ay evvel kutuphanenin karsisina gecmis yatmadan once okumak icin guzel bir kitap ararken Mr.D bunu tutusturdu elime. Yazmamin bu kadar uzun surmus olmasina bakmayin, araya bir suru seyler girdi bir turlu vakit olmadi ama bir kac gun icinde soluksuz okudum gercekten bu kitabi. Tam da Chicago'ya gittigimiz zamana denk gelmisti, ucakta, takside, havaalaninda, otelde bir suru okuyacak zaman buldum.

Kitabin konusu soyle efendim. Uzaylilara karsi guclu bir savunma sistemi olusturmak icin dunya hukumeti dahi cocuklari alip asker olarak yetistirmektedir. Zaten bugger denilen bu uzaylilarla iki adet savas olmus, bir ucuncu isgal olasiligina karsi hazirlik yapilmaktadir. Ender bu neslin en yetenekli, en umut vadeden cocugudur. Cok erken yasta kendisi gibi diger akilli, basarili cocuklarla Savas Akademisi'nde savas oyunlari oynayarak yetisen Ender'in ic dunyasini ve etrafindakilerle iliskilerini takip ediyor kitap. Bu arada kendisi gibi yetenekli ama mizaclari asker olmaya elverisli olmayan kardesleri Peter ve Valentine'in dunyada karistirdiklari isleri anlatan bir arka hikaye de var. Kitabin sonu her ne kadar cok tatmin edici olmasa da ozellikle baslari cok heyecanli, cok surukleyici. Ender karakteri o kadar guzel cizilmis ki bir yandan cocuk karakteri olmasina sasiriyor bir yandan da kendinizi Ender'le ozdesledirmekten geri kalmiyorsunuz.

Bilim kurgu sevmeyenlere bile tavsiye ederim. Turkiye'de "Ender'in Oyunu" adi ile Altikirkbes yayinlarindan cikmis.

Sunday, March 22, 2009

Kitap: Yolda; Istanbullular



Buket Uzuner'in son kitabi Yolda yine Turkiye'den gelen son koli icinden cikti. Buket Uzuner bu kitabi yazarken Gabriel Garcia Marquez'in Ok Iki Gecizi Oyku adli kitabindan ilham aldigini soyluyor. Kitap, insanlarin tren, otobus, ucak yolculuklarinda yanindaki yolcuya en buyuk sirlarini rahatca anlatmasi fikrinden yola cikmis. Bize Buket Uzuner'in kendi seyahatlerinde 7 farkli ulkede yaptigi yolculuklarda karsilistigi kisilerin oykulerini getiriyor.
Benim dikkatimi ceken en onemli sey her hikayenin esit derecede ilginc olmadigi. Ozellikle ilk hikayenin ana karakteri yeterince gelistirilmemis ve hikayesi de yeterince kurcalanmamis gibime geldi. Daha sonraki hikayelerde ise Buket Uzuner'in yalin anlatimi, yanindaki yolcu hakkindaki gozlemleri ve kendi hisleri daha bir once cikmis. Okudukca seviliyor sanki. Bu kitabin editoru ben olsam, Uzuner'e hikayelerin sirasini degistirmesini onerirdim.
Ayrica, her oykunun sonunda o oykunun gectigi ulkeye ait minik bir yemek tarifi eklemis Uzuner. Yemek tarfilerini denemedim ama dogrusu biraz bastan savma, biraz orjinallik olsun diye konulmus hissini uyandirdigi icin herhalde bende, deneme arzusuna da kapilmadim.
Kitabin en sevimli yani, Uzuner'in seyahatlerinden topladigi bir takim turistik objelerin (buzdolabi susleri, anahtarliklar) kitapta cizimleri var, ki bunlari da Zeynep Ozatalay basariyla gerceklestirmis. Yalniz bu objeler bile konuyla aramda bir uzaklik olusturdu. Bende bir ulkeye, kulturune, insanlarina karsi insanin ancak turistken duyabilecegi bir gelip gecicilik, aldirmazlik hissi uyandirdi. Sayet amac bu ise basarili olmus.



Hazir Buket Uzuner'den bahsetmisken yaz sonunda okudugum Istanbullular kitabindan da bahsedeyim. Basta ablam olmak uzere herkesten cok methini duydugum icin bu kitabi cok hevesle okumaya basladim. Istanbullular'da Uzuner Istanbul Ataturk Havalimani'nda gecen bir ask oykusunu anlatiyor. Kitabin bas kahramanlarindan biri de tum albenisiyle Istanbul. Butun bunlari gercekten cok begendim. Kitabin bir de yine Istanbul'dan yola cikarak anlatmaya calistigi cokkulturluluk oykusu var ki, bu kisim bana cok zorlama geldi. Ic ice gecmis hikayeler, yollari kesisen turlu turlu insanlar cok enteresan da bunlarin hepsinin alt yapisini olusturan cokkulturluluk mesaji biraz gozumuze gozumuze sokulmamis mi? Boyle kafamiza kakmasaydi da Uzuner biz anlardik gibime geliyor. Yanlis anlasilmasin, ben bu konularin edebiyatcilar tarafindan ele alinmaya baslamasinin cok onemli bir gelisme oldugu kanaatindeyim. Sonucta toplumun daha genis kesimlerinde bu konuda bir diyalog baslatmak acisindan faydali oldugunu dusunuyorum. Ama bunu edebiyati mesaja kurban vermeden yapilan bicimlerini daha basarili buluyorum (mesela Baba ve Pic).
Bu kitaplarin ikisi de benim gonlumde, taa liseyi bitirdigim sene okudugum, bizim ve bizden bir miktar buyuk kusagin cocuklarinin ismini Ada koymasina yol acan, son 20 sene icinde Turkiye'de dogan kiz (ve erkek) cocuklarina konan isimlerin icinde Ada'nin ilk 10'a yukselmesinin benim kanimca hakli olarak bifiil sorumlusu olan "Kumral Ada Mavi Tuna"'nin yerini alamadi. (Evet okurlar, Cagan Irmak'in Ada'sindan once Buket Uzuner'in Ada'si vardi). Hatta biraz da kusku dustu icime, simdi donup okusam "Kumral Ada Mavi Tuna"'yi, "iki Yesil Su Samuru"'nu, ayni derecede begenir, ayni zevki alir miyim acaba?

Sunday, March 15, 2009

Kitap: Resmi Gecit


Resim: idefix

Bu kitabi ne kadar begendigimi anlatabilmem icin once bir itirafta bulunmam gerekecek. Ben kitaplari atlaya atlaya okuyorum.

Akademik yazilari okumanin bir formulu vardir. Bir kere her satiri tek tek okumaya kalkarsaniz, okumalar bitmek bilmez. Ayrica her makalenin, her kitabin, her satiri, her kelimesi muhim degildir. Yazinin giris kismini, her paragrafin ilk ve son cumlelerini bir de sonuc kismini okursaniz, yazarin aktarmak istedigi temel fikri anlayabilirsiniz. Atmiyorum, bu gercek bir teknik. Hatta ogrencilere makaleleri daha iyi anlayip ozumseyip sentezlemeleri icin anlatilan bir metottur.Neyse, ben iste bir cesit mesleki deformasyon sonucu bu okuma aliskanligini kendi zevkim icin okudugum kitaplarda da surduruyorum. Hele de kitap yeterince sarmamissa, resmen icimden "sadede gel" diye diye hizla okuyup geciyorum. Bazen kendimi durdurmam, icime sindirmek icin yavas yavas okumayi kendime hatirlatmam gerekiyor.

Diyecegim su ki ben bu kitabi cok yavas okudum! Her bolumu, her sayfasi o kadar guzel, her karakteri o kadar inandirici, her diyalog o kadar sasiritici, her betimleme o kadar gercekci ki, hic bitmesin diye yavas yavas, sindire sindire, eglene eglene, soylene soylene okudum.

Kitap Turkiye'nin son 30 yilini anlatiyor. Darbeci pasalarin tavanarasindaki toplantisiyla baslayip, kaldirilmadik tas, arastirilmamis dava, foyasi piyasaya cikarilmamis siyasetci birakmiyor. Oyle guzel yazmis ki Sebnem Isiguzel bundan onceki kitaplarini okumadigim icin cok utandim.

"Bir ulkenin gurudur tarih, kimi zaman da utanci" diyor kitap kapagi. Son 30 yilimizi unutmamak, unutturmamak icin okuyun, herkese de okutun. Hemen simdi!!!

PS: Bu kitabi taa Turkiye'den gonderen, siparislerimi iki ettirmeyip alan anneme, babama, ablama tesekurler. Kocaman opuyorum sizi.

Saturday, December 20, 2008

Kitap: Holidays on Ice


Daha once blogda cok sevdigim bir radyo programi "This American Life"'dan (TAL) bahsetmistim. Kitabin yazari David Sedaris'i ben bu programda okudugu oykuleriyle tanidim. Bu kusagin en basarili Amerikali komedi yazarlarindan. Oykulerinin konularini kendi hayatindan aliyor, cok eglenceli.
Noel vesilesiyle Sedaris'in daha once yayinlanmis oykulerinden ve yeni yazilarindan bir kismini bir araya getirerek bu seckiyi hazirlamislar. Kitabin ilk oykusu "Santaland Diaries" Sedaris'i meshur eden yapitmis. Ben ilk kez burada okudum ve gulmekten oldum. Diger oykuler de epey komik, benim gibi kendinizi kaptirirsaniz, butun kitabi bir kac saatte bile bitirebilirsiniz, ama deger!
Not 1: Eger Sedaris'in diger kitaplarini okuduysaniz once kitabin dizinine goz gezdirin isterseniz. Ben de mesela oykulerden birini daha once TAL'da dinlemistim.
Not 2: David Sedaris'i kesfeden, ilk kez radyoya cikaran kisi TAL programinin yapimcisi/sunucusu Ira Glass. Sedaris de bunun icin bu kitabi Ira'ya adamis. Hem komik, hem kadir kiymet bilen bir sahis yani yazar.
Not 3: Sedaris'in oykulerini okumak cok eglenceliyse de kendi sesinden dinlemek gercekten bir baska oluyor. TAL websitesinde eski bolumleri internet uzerinden bedava dinleme olanagi var. Sedaris'in bu kitapta bir araya getirilmis oykulerinden bazilarini su bolumlerde bulabilirsiniz: 47 - Santaland Diaries, 87 - Kitaptan uc oyku, birini Sedaris kendi okuyor, 201 - Six to Eight Black Men, 305 - The Turkey and the Cow, 319.